30 Nisan 2012 Pazartesi

Sessiz Post

Merhaba,

Bu post, sessiz olacak. Son sessizliğim. O kendini biliyor. Sadece, bir damla kaldı.
1- Sabır taşı değilim.
Sabırlıyım, oldukça. İşime gelen konularda sabırlıyım. Sabredebilirim ben. Fakat damarıma defalarca basılması beni çileden çıkartıyor. O yüzden, bu son sessizliğim. Sadece bir damla kaldı. Sadece bir.
2- Seni seviyordum.
Evet, bir aralar. Şu an adının üstü çizilmişlerdensin sen de. Üzülmezsin bilirim. Üzülme de. Sadece, umarım hak ettiğini yaşarsın. Sadece bu.
3- Uzaklaş.
Arkamdan atıp tutmalarından sonra hala nasıl oluyor da böyle yüzsüzlük yapabiliyorsun? Bence, uzaklaş. Benden çok çok uzaklaş. Adını ağzıma almam bile kirletiyor beni. Uzak dur.
4- Nankör, senin adın.
Sen adını biliyorsun. Bunu okuyacağından da eminim. Bunu bil ki, sen nankörsün. Bunu, öfkemden ayırarak yazıyorum. Gerçekten otur ve düşün. Aynı sofraya oturdugun insana nankörlük yapıyorsun. Büyük bir iftira atıyorsun. Yok yere, boş bir şeyin peşinden koşuyorsun. Sen gerçekten nankörsün. Arkadaşını bir hiç ugruna değiştirebilecek kadar nankör.
5- Tekrar ve son olarak,
Umarım, hak ettiğini yaşarsın. Kötülüğünü hiç bir zaman istemediğim için bu iftiralara maruz kaldım zaten. Bunu da kötü algılayabilirsin, umrumda değil. Ama gerçekten, EN hak ettiğini yaşa.

Haklılar her zaman kazanırlar. Bunu unutma.

Şunu da sakın unutma;

Gururun ve kalbin birbirini yemeye başlayacak. Elin telefona gidecek ama hiç bir zaman cesaret edemeyeceksin.
Çünkü, ben çoktan kazandım bile.

Sağlıcakla kal, eski dost.


Gözde/İçimden Gelen Her Şey

28 Nisan 2012 Cumartesi

İyi ki doğdun Gökçe !

Merhaba!

Bugün yan komşum , aynı zamanda çok sevdiğim arkadaşım olan Gökçe'nin doğum günü.

Bu akşam planlarda bir değişiklik olmazsa, kafaları çekeceğiz. Uzun zamandır içki içmiyordum, bu iyi olacak gibi. Doğum gününü en içkili şekilde değerlendireceğiz.

Dün gece saat 00:10 iken, Gökçe'ye bir mektup yazdım, kat kat kağıtlara sardım ve odasının camındaki mermere koydum. Nasıl oldu, tabıkı de çok zor oldu ! 9. kattayız, boyum kısa, mektubu koyamıyorum arkadaş ! Ben de aldım maşayı, hoop mermere bıraktım. O kadar heyecan yaptım ki ve o kadar dizlerim titriyordu ki, aşağı uçacaktım.

Daha sonra, kapı çalıyor. OHA! Gökçe geldi lan ev bok gibi ne yapacağım ! korkusuyla birlikte kapıyı açtım ve ''Ev müsait dimi?'' dedi. Ben de her zaman açık sözlü oldugumdan, ''Evi bok götürüyor ama gir istersen kasjdl '' dedim. Aramızda pisliğin lafı olmaz herhalde :D

Bugün bize geleceği için haftalardır yapmadıgım temizliği bugun yapmam gerekiyor ve ben oturmuş blog yazıyorum. Sorun değil, hallederiz.

Son olarak, iyi ki doğdun iyi ki varsın. Zor günler olur, kısa sürerler ve çok uzun geçerler. Aynı zamanda çok zor. Güç, sensin. Güç, sen olmalısın çünkü sen bir avukat olacaksın. Güç, senin adın olmalı.

Tamam hadi fazla şımarma canım. ( :D )

Son olarak, bebek sevgini kırmak adına şu resmi paylaşmayı da görev bilirim.



Gözde/İçimden Gelen Her Şey

27 Nisan 2012 Cuma

Couch Potato Means Gözde

Merhaba! 
Ben bir moronum. Ben boş bir insanım. En azından son bir kaç aydır !

Temizlik yapmaktan nefret ederim. Ve dolayısıyla şuan evi bok götürüyor. Karnım aç, alışveriş yapmaya üşendiğimden dolapta sesim yankılanıyor. Dışarıdan sipariş etmekten telefon faturası da girecek, dahası harçlığım 3 günde bitiyor. Dışarıdan sipariş etmek yerine migrosa gitseydim, yiyecekleri sığdırmak için balkonları da kullanmak zorunda kalabılırdım. Ama ben ne yaptım? Full kalorili burgerler, tostlar, çiğköfteler yedim, yediğimi de yıkamadım. Bulaşık makinesi boş, bardakları en azından koyayım diyorum ama nafile, içime bir asalak kaçmış gibi ! Yeniden ergenliğe girmişim gibi!

AA duş almıyordur bu piiiis ! dediğinizi de duyar gibiyim. Yoook! Duş alırım evelallah. Kişisel temizliği severim. Ev temizliğini de severim ama ben yapmadığım sürece.

Yaz da geldi, gelecek. kendime daha da çeki düzen vermem gerekirken, iyice saldım. Saldım, sandal oldum. Bu cümleyi okuduktan sonra isterseniz sayfayı kapatabilirisiniz. Çünkü aşağıda da okuyacaklarınız size çok süper bilgiler vermeyecek, deha yapmayacak.

Bloga yazı yazmıyorum, günlerdir yüzüne bile bakmıyorum hatta! Bumerang'tan teklif gelmese daha 10 gün açmayacaktım herhalde. Bugün de saçmalama fikrim yoktu aslında, fakat Güven'in bir tweeti beni dürttü ve ''Saçmalasan da yaz !'' dedim kendime.

O kadar boşum ki, devrik cümleler, noktalama işaretleri umrumda değil.
Geçici bir dönem diye düşünüyorum fakat yakın zamanda geçse iyi olur! Aksi taktirde kendimi kaybedeceğim.

Bütün gün ne yapıyorum?
Uyan, kahve yap, salondaki her zaman oturduğun 3lü koltugun ortasına otur, sehpaya ayaklarını uzat, televizyonu aç, laptop'ı aç.
Daha sonra, twitter'ı kontrol et, maillerine bak. Sims'i aç. Beril ile Egemen'e çocuk yaptır dur, hastahanede kız doğum yaparken ,bebek kız mı erkek mı olacak diye heyecanlan! Onların hayallerini gerçekleştir, ugraş dur! Ne önemli sormayın!

Ve yatana kadar, oldugun yerde otur. Kapı çalarsa aç, telefon çalarsa bak, çişin gelirse gitmeye üşen. En sonunda da altına yapacağını hisset ve tuvalete koş.

 Aslında şu an çok gerçekçiyim. Tamamiyle saçmalıyorum. Sims oynamaya ne zaman başlasam bu hale geliyorum. Bkz: Bir sonraki gün vizesi olan bir insanın Sims oynaması.

Bunlar son bir ayın gerçekleriydi. Umarım beni sevmeye devam edersiniz, öpüyorum.

Gözde/İçimden Gelen Her Şey

TTNET Genç Yeteneklerin Yanında!
















TTNET’in “Yeteneğe Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek Projesi”yle, gençlerimiz yeni kariyer firsatlarını keşfediyor.

Bilişim sektörüyle tanışan gençler, aldıkları eğitimlerle iş hayatına hazırlanıyor. TTNET, Türk ekonomisine destek oluyor. Siz de bu ücretsiz eğitimler hakkında bilgi almak için hemen tıklayın.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

15 Nisan 2012 Pazar

Hayal Ürünü Vol. 4.1.

Bir film şeridi geçti gözümün önünden. Geçmiş, onu tanıdığım o ilk gün. Herşeyin ne kadarda güzel oldugunu anımsadım tekrar. Uzun zamandır ona duydugum aşk ve aşka baskın olan nefretımden başka bir düşünce geçmiyordu aklımdan. Şuan hissettiğim duygu, başımı döndürüyordu. Sigarayı ilk kez içine çeken bir insanın o an hissettiği baş dönmesi gibiydi.
İçeri girmeden önce son bir kez, uzun uzun baktım ona. Bir daha bakmayacağımı, bu sabah kararlaştırmıştım. Beni her gün öldürmesindense, bir anda öldürmesi daha az acıtacaktı.

İçeri girdim, oturdugu masanın yanına vardığımda, her zamanki nazik tavrıyla karşıladı benı. Sandalyemi çekti ve oturmama yardımcı oldu. Mahçup bir insanın aceleci ve aynı zamanda hantal davranışları göze batıyordu. Yapmacıklaştırıyordu onu.

Ellerim terlemiyordu. Gözlerim parlamıyordu. Midem bulanmıyordu. İçimden ona delicesine sarılmak dahı gelmıyordu. Sorsalar aşıktım. Bu kadar zaman neyin acısını çekmiştim anlam veremıyordum.

''Nasılsın?'' dedi. Bu neydi? Nasıl bir soruydu? Nasıl olmamı  ve nasıl bir cevap vermemi bekliyordu? Dalga mı geçiyordu? Nasılsın sorusuna verilebilecek en sıradan cevabı verdim : İyiyim, sen nasılsın?
''İyi değilim, çok hatalıyım.'' dedi. Öyle de olmalıydı. Anladım ki, gözyaşlarımı ona iade etmeme pek gerek kalmamıştı. Acısı, gözlerinden okunuyordu, bunu bir deli bile fark edebilirdi.
-Beni buraya neden çağırdın?
-Çünkü... Bunu söylemek o kadar zor ki, yüzüne bile bakmaya cesaretım yok.
-Fazla vaktim yok, akşam yemeği için hazırlanmalıyım.
- Seni hep sevdim. Seni terk etmek çok büyük bir hataydı ve daha büyüğü, sana ettiğim hakaretler ve  senı aldatmamdı.. Ne desen haklısın ama en büyük isteğim, beni affetmen ve yaşananlara sünger çekmen..


Sesi titriyordu. Gözleri dolmuştu. Daha fazla devam etmese iyi olurdu, klişe sözlerinin onu affetmeme yeteceğini sanıyordu, yanılıyordu. 2 yıl önceki ben değildim artık. Kimse olamazdı. 2 yıl insanın kendısıyle bırlıkte çok şeyi değiştirirdi. Bunu hesaplayamamıştı.
Bugün, bunların olacağını bilerek ve bu sözleri duyacağımı tahmin ederek buraya gelmiştim. Tahminim beni şaşıtmamıştı fakat bir konuda yanılmıştım. Onu sevdiğimi sanmak.. Bu tam bir yanılgıydı.

Hiç bir şey söylemedim. Söylenecek hiç bir söz kalmamıştı. Ayağa kalktım, ve hızla kapıya yürüdüm.

-Lütfen gitme.. dedi. Artık ne söylese boştu. Bazı acılar vardı ki, sünger çekilemiyordu.


Bir tümör gibiydi, kötü huylu bir tümör. Her gün büyüyordu. Beynimin ameliyat için çok riskli bir bölgesinde gibiydi. Ya onunla ölecektim, ya da onu aklımdan çıkarmaya çalışırken.

Bu sözleri ben söylemiştim. Bunda da yanılmıştım. Bu tümörü aldıralı meğerse çok olmuştu, tarihini unuttugum bir ameliyat gibiydi.
Fark ettim. İnsanın içinde ukte kalan şeyler, onu yanıltmaya yetiyordu. Gerçek olmayan ya da unutulan bir aşkın sürdüğünü sanmak bir yanılgıydı. Halbuki aşk acısı kısa sürerdi. Terk edilen ve yılların geçmesine karşın hala sevdiğini söyleyenler bu yanılgının tam ortasındaydı.

Bu yanılgı, terk edenin geri dönmesiyle son bulacaktı, tıpkı benimki gibi...
Çünkü, uzun bekleyişler sonunda elde edilenin kıymeti kalmazdı.
Artık, çok geçti, sevmek için çok geç. Terk etmek için doğru zamandı.

-Seni sevmiyorum. dedim. Söylenecek en güzel cevap oldugunu fark ettim, ve restorandan ayrıldım.


Gözde/ İçimden Gelen Her Şey

Bana Bir Ben Yetmiyor!

Merhaba. Bana bir ben yetmiyor fazla ben'i olan varsa 1 tur verebilir mi ? Bir şey deneyeceğim.

Küçükken hepimize ''Büyüyünce ne olacaksın? '' diye sorarlardı.- ki hala soruyorlar. Büyüyünce ne olacaksın demiyorlar da, bana en çok yöneltilen soruyu söyleyeyim, '' Bu okulu bitirince ne olmuş olacaksın sen şimdi ?''.
Diyecek fazla bir şey yok herhalde. Kardeşim Otel İşletmeciliği okuyorum diyorum sana! Ne olabilirim sence ? Doktor olacağım tabiki. Hey Allahım !
Konuyu her zamanki gibi saptırmamı da görmezden gelecek olursak, küçükken her yıl farklı bir meslek söyleyen döneklerdendim açıkçası. İlk önce doktor olacağım dedim, bir sonraki yıl avukat, bir sonraki yıl albay. Liseye geldiğimde kendimi Turizm ve Otelcilik lisesinde buldum. Bu liseye çok kararlı girdiğimi de söyleyemem, bütün lise hayatım boyunca ne zaman 'Turizmi neden seçtiniz ?'' ya da '' Bu liseye gelmeye nasıl karar verdiniz''gibi bir soru duysam aklımın iletişim lisesinde kaldığını söylemeden geçmem.

'' Keşke İletişim Lisesine gitseydim yeeaaa'' 

Turizm de harika bir sektör, fakat aklım gazetecilikte, yazarlıkta, muhabirlikte, daha doğrusu televizyon ve gazetecilikle alakalı herşeyde. Bir yandan da Turizmde tabi.''Turizmde nasıl çığır açabilirim? '' gibi konuları düşünüyorum. Düşünmekle kalmayacağım, imkanım olursa yapacağım da. Fakat, yine bunlara rağmen, içimde bir Turizm ateşi yanmasına rağmen aynı anda bir çok mesleğim olmasını ve hepsini aynı anda yürütmek istiyorum. Bu arada günler ne zaman 902340 saat olacakmış ?

Bir yandan gazeteci olmak istiyorum, gazeteye haber yetiştirmeye çalışmak istiyorum, haberim yayınlansın diye hırslanmak istiyorum. Bir yandan turimci olmak istiyorum. Yüksek mevkiilere gelip tatili mutlu biten konuklar ağırlamak istiyorum. Bir yandan kitap yazmak istiyorum, yazar olmak, ölsem de adımı yaşatmak istiyorum. Bir yandan veteriner olmak istiyorum, köpekleri bağrıma basmak istiyorum. Aynı zamanda Köpek barınağı da açmak istiyorum. İstiyorum da istiyorum.! İstekler bitermi hiçç !

 Aynı zamanda holdingim olsun istiyorum. Adı bile hazır. TwoG* Holding olacak. Çok mu abartmışım ne ? Amaaan abarttıysam abarttım kime ne ?! 

Dikkat: Bu blogda hayal kurmak dibine kadar serbesttir. Her türlü holding, otel, kanal stoklarımızda mevcuttur.

Sonuç olarak, bunların sadece birini seçmek zorunda kaldığımı düşünürsek, bir ben bana yetniyor! Sahi, klonlanma bulunmuştu dimi ?

* TwoG : İkiG olduğunu düşün, ve bunu ingilizceye çevir. Evet yaptın! Çok zekisin!


Gözde /İçimden Gelen Her Şey

6 Nisan 2012 Cuma

Bu Bir Araba Olamaz !


Tanrıııııım ! Bu arabaya bayılıyorum !
Fakat her zaman kullanmak için ideal değil. Arada, keyfine binmek için süper !
Ayrıca, Markasının ve modelinin ne oldugu hakkında hiç bir fikrim yok. Bilen varsa benımle paylaşabilir mi?

İçimden Gelen Her Şey / Gözde


2 Nisan 2012 Pazartesi

Anılarınızı Duvara Yansıtın!

Ailece gittiğiniz yaz tatilinde yaptıklarınızı yeni Sony Projektörlü Handycam ile kaydettiyseniz istediğiniz her yerde ışıkları biraz kısarak sevdiklerinize izletebilirsiniz. Diyelim ki tatilden sonra annenizin evine gittiniz. Malum emektar televizyonların usb girişi ya da SD kart girişi olmayacaktır. Peki ne mi yapıyoruz? Işıkları kısıp, yeni Sony Handycam’inizin projektörünü açıyorsunuz ve tüm anılarınızı duvara yansıtıyorsunuz. İşte hepsi bu!
















Sony’nin, Handycam’in tanıtımı için hazırladığı bu kısa videoda görüntü kalitesi ve kameranın diğer özellikleri sanki kendi evimizde gerçekleşiyor gibi canlandırılmış. Şimdi hayal gücünüzü zorlayın ve projektörünüzü nereye yansıtacağınızı düşünün. Çünkü artık her yüzey bir sinema perdesi...

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Bu gadget'ta bir hata oluştu

İzleyiciler