Ben Ölmeden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben Ölmeden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2012 Pazar

# Tiyatroya Gittim



Merhaba !

Uzun bir aradan sonra yapmadıgım bir aktivite gerçekleştirdim ve tiyatroya gittim. Belki şaşırtıcı ama hayatımda ilk kez gittiğimi söyleyebiliriz. En son 5 yaşında gittiğimi saymazsak, gerçekten ilk kez. En azından bilincim yerindeyken ilk kez.

Oyunun adı fotoğrafta da gördüğünüz üzere 'Zorla Evlenme'. Oyun Sganarelle adında yaşlı bir kralın genç ve güzel Dorimene ile olan evlenme kararı, şüphelerı ve ardından bu evlenme durumundan kurtulma çabalarını anlatıyor. Oyun komedi, fakat gülmekten yerlere yatırdıgını söyleyemem. Güldüm mü? Evet güldüm fakat daha iyi komediler olduguna da emınım.

Oyun Taksim, Maya Sahnesindeydi. 18 Kasım Pazar günü, saat 18:00'da. Ertesi gün sabahın köründe sınavımın olması, bu ilki gerçekleştirmeme mani olmadı.
Bu ilki yapmama vesile olan aslında kuzişlerim Bensu ve Berkerdi. Onlar gitmese benim tiyatroya gitmem herhalde yine onumuzdeki birkaç yıl içinde ancak gerçekleştirebileceğim bir aktivite olurdu. Çünkü Tüyaptan Taksime gitmenın ne zor şey oldugunu bilenler vardır aranızda herhalde !

Listemdeki diğer yapmadıgım tüm aktiviteleri bir an önce yapmam dileğiyle !


Gözde /İçimden Gelen Her Şey


10 Ocak 2012 Salı

#Buz Pateni Yapmayı Öğrendim. #Kayak Yaptım.

Tarih:19-21.01.10

Bu aktiviteleri çok önceden yapmış olmama karşın listemde bulunduğu için yazmak istedim.
Uludağa lise yıllarında, okul gezisi ile gitmiştim. Klasik geziler gibi cuma gecesi yola çıkış ve pazar gecesi dönüş vardı. Aslına bakılırsa sadece turizm liseleri için klasik çünkü diğer meslek liselerine,düz anadolu ve düz fen liselerine sadece günübirlik gezilere izin veriliyor. Son 4 5 yıldır, turizm liselerine bu konuda ayrıcalık tanındı. Gerçekten harika bir ayrıcalıktı.

Cuma gecesi, 22:00'da okul önünde toplanıp yola çıkmıştık. Hocalar ön koltuklarda oturuyor diye herkesin arka koltukları kapma çabaları ve aynı zamanda cam kenarında oturma tartışmaları. Liseliyiz, ergeniz tabii. İlk 2 3 saat kaynaşmalar, ergen şakaları, ergen muhabbetleriyle geçti ve sonra patır patır dökülüp çoğumuz uyuduk. 
Sabahın körü bir saatte Bursa'daydık. O zamanlar saçma ve gereksiz bulduğum camii gezileri, tur rehberlerinin anlattığı fakat benim bir kulağımdan girip öbür kulağımdan çıkan camiilerin tarihleri. Ayakkabılarımı çıkarmaya üşendiğimden girmediğim camiiler. Şimdi olsa girerdim diye düşünüyorum, çünkü sergiler, müzeler,camiiler artık daha çok ilgimi çekiyor ve gidip görmek istiyorum. Fakat hava çok soğuk olduğundan yine bir üşenme payım da olabilir. Sanırım, merakım üşenmeme ağır basar.
1 otobüsü idare edemeyen tur liderimiz. Tanrı onu kutsasın. Resmen grubun bir kısmı camiide kalmıştı, biz turu tamamlamak üzereydik ve kimse fark etmedi. Sonuç olarak grup tamamlandı ve otele geçtik.

Çok şanslıyız ki, otelin süit odasında 5 kız kalmıştık. Zaten -biraz turizmci gibi konuşayım- 3 twin bed 1 french bed vardı. Tam sığmıştık anlayacağınız. Belki de anlamayacağınız. twin bed'i ve french bed'i bilenler anladı. Neyse Kapatalım.

Geziye gelen hocalar, süit odamızla,kendi odalarını değiştirmemiz için ricada bulunmuştu fakat biz kibarca geri çevirmiştik.
Tur rehberiyle bayağı samimi olmuştuk ama o da yalaka şerefsizin biri çıktı neyse o konuya girmeyelim. Süit odayı almış olmamız birazda samimiyetimizden kaynaklanıyor olabilir. Neyse üzümünü ye bağını sorma demişler.


                                                      
                                              Kayak pantolonu ile buz pateni yapan kro - Ben

Otele yerleşttikten sonra, Fahri otele buz pateni yapmaya gittik(Büyük Otelde konaklıyorduk). Yanlış hatırlamıyorsam 40 dakikası 20 TL gibi bir ücreti vardı o zamanlar. Açıkçası normal paten kaymış olanlar için  olanlar için buz pateni yapmak, patenlerin üstünde durmak hiç zor değil.
2 3 defa inanılmaz düşmüş olsamda, yılmadan kaymaya devam ettim.



Ertesi gün, kayak yapma kararı aldık. Çok biliyormuşuz gibi hah! 10 kişi 1 kayak hocası tuttuk (burada random gülmek istedim ama yazımın içine etmek istemediğimden kendimi engelliyorum).
1 saat, 10 kişi doğal olarak sadece kar sapanını öğrenebildik. Bu duruş, ağırlığınızı dizlerinize verip, dizlerinizi kırmanız ve ayaklarınızı uçları bırbırıne bakacak şekilde tuttuğunuz duruş. Çok zor değil. Hatta en kolayı. Bütün kayağı kar sapanıyla tamamladım. Komedi açıkçası. Üstelik, telesiyejle zirveye çıktık. O derece havalıyız yani, bu işi biliyoruz ya ! Her neyse, düşe kalka o zirveden nasıl indim ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Hatta öyle düştüm ki, kayaklar ayağımdan fırladı ve ayarını bozdum o derece. Allahtan bir bilen durdu da, kayağımı ayağıma göre ayarladı. Yoksa kurda kuşa yem olurdum mazallah. 
En son, tam vardım derken bir daha düştüm. Bu düşüş hit düşüşümdü. Düşüş esnasında aklımda tek soru vardı : Öldüm mü lan?. Ölmediğimi fark edince, tüm acılarımı yok sayıp kaymaya devam ettim. Nasıl bir hırs yaptıysam artık, ölümüne kayak yapıyorum.

Selam ! 38342 kilo olduğum zamanlardan merhaba!
         



Kayak yapmayı bitirdiğimde, yürüyemez haldeydim. Sağ bacağımın dizden aşağısında feci bir ağrı. Kırıldı sandım. Doktora gittiğimde düşüşümü anlattım ve bana söylediği tek söz: Kemiklerin sağlam olmasa bacağın sizlere ömürdü yavrum,sadece incinmiş. İki bacağımı karşılaştırdığımda, incinen bacağım diğerinin iki katı olmuştu. Bileklikle daha rahat yürüyordum. Yaklaşık 1 haftada düzeldi, derin bir oh çektim.

Gezi dönüşünde, Bursa'da iskender yemeyi ihmal etmedik. Ne yalan söyliyim, hiç beğenmedim. Hadi biraz reklam yapayım, Büyükçekmecedeki Bursa İskenderin iskenderi bile daha güzel, hatta hayatımda yediğim en iyi iskender diyebilirim.
Ertesi gün ingilizce sınavım vardı hiç unutmuyorum. Fiillerin 2. ve 3. hallerini artık nasıl ezberlediysem, hala aklımda. Bunu da neden yazdığımı bir bilsem, o zaman hayat daha güzel bir yer olacak.

Ben bu geziyi, unutulmaz uludağ olarak adlandırıyorum. İnanılmaz eğlendiğim ve hayatımın ilklerini gerçekleştirdiğim bir geziydi.

Uludağ ölmeden mutlaka görülmesi gereken, huzur dolu bir yer.Yanınızda 2 3 kafa dengi arkadaşınız oldu mu, tamamdır !


Gözde/İçimden Gelen Her Şey

13 Aralık 2011 Salı

# Sulanahmet Camii,Sultan Ahmed Türbesi, Ayasofya Müzesi'ne gittim

 
Eveett Ölmeden önce yapılacaklar listemden birkaçını daha çıkardığıma seviniyorum.

Bugün kötü bir iş görüşmesi sonrasında okula gittim. İlk derse yarım saat geç kalarak vardığımda, derse girmenin kesinlikle yanlış bir seçim olduğunun farkına vardım. Dersi dinleyememekle birlikte, biraz da gevezelik yaptım. Dersi kaçırmamak için teknolojinin velinimetlerinden faydalanarak, ses kaydı yapmayı seçtim. Buket ve Ebru'yu müzeye gitme konusunda ikna etmeye çalıştım ama nafile.

Neyse sonuç olarak ben gidecektim, kafama koymuştum. Ders arasında ilk iş Sultanahmete gittim. Beyazıttan Sultanahmete doğru Beyonce-End of time dinleye dinleye yürüdüm. Oldukça eğlenceliydi. Müziğin ritmine göre yürümek her zaman hoşuma gitmiştir zaten.(Dışardan görenler,sadece yürüdüğümü zannettiler, aslında içimde 9479382 kişilik dans grubuyla birlikte dans ediyordum). Bir camiye girdim. Bir baktım ki,Sultanahmet Camii'ne girmişim.Bu sayede İstanbul cahili oldugumu bir kez daha anladım.Namaz saati olduğundan, içeriye giremedim. Başka bir gün içine de girmek istiyorum. Şimdilik sadece dışarıdan bakmakla yetindim.Ama buna rağmen muhteşem gözüküyordu.



Sultanahmet Camii
Sultanahmet Camii
























Vee Sultanahmet Camii'nden çıkıp yürümeye devam ettim. Yürürken solda gözüme bir yer çarptı. Sultan Ahmed Türbesi. E yolum düşmüş madem, burayı da göreyim, 2 dua edeyim sevaba girmiş olurum dedim.Ayakkabılarım çalınır diye korkmadım da değil hani. İşimi şansa,ayakkabılarımı ayakkabılığa bıraktım, içeri girdim.

Sultan Ahmed Türbesi

Sultan Ahmed Türbesi

Sultan Ahmed Türbesi

En son olarak, Ayasofya müzesine gittim. Aslında orası da şans eseriydi. Sadece müze kart almak için gitmiştim oysa ki, birden kendimi içerde buldum. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, Müze kartımı 10 tlye almam gerekirken, 5TLye aldım. Bu şans mı, yoksa ordaki kızın dalgınlığı mı bilmiyorum. İşime geldiği için sesimi çıkartmadım ben de. İnsanoğlu işte. Hepimiz 3ün 5in lafını yapmıyo muyuz?


Theodosius Ayasofya Kalıntıları

Güvenlikçi amcama selamlar olsun

Güvenlikçi amcama selamlar olsun,öpüyorum


















Kalitesiz çekim.
Meryem ana ve kucağında İsa




Henricus Dandolo Mezarı

2.kattan 1.karın görünümü


Vaftizhane Avlusu





Şimdilerin jakuzisi, hey gidi hey.








İstanbul Turum,yorgunluktan ölmemle sonuçlandı. Özellikle Ayasofya Müzesi'nin bitmek bilmeyen rampaları, benı benden aldı. Onu da geçtim, evim yakın olsaydı bari, gam yemezdim. Sultanahmetten eve gidebilmek için 3 vasait değiştirmek, Ayasofya rampalarını 45678 kez inip çıkmaktan daha zor.

Her seferinde otobüslerde, metrolarda uyuyakalmam ve hep inmem gereken durakta uyanmam da, ayrı bir şans. Ayrıca, benım o halimi herkesin 1 kez görmesini tavsiye ederim.İnmem gereken durakta uyanırım ve yalpalamakla koşmak arası enteresan bir ulaşımla, kendımı otobüs/metro'dan aşağı atarım. Ne Cem Yılmaza para vermenize gerek var ne bişey. Benim o halimi görseniz, 8494 yıl altınıza işeyene kadar gülmeniz garanti.

Neyse, çok uzattım.

Gözde / İçimden Gelen Her Şey


12 Aralık 2011 Pazartesi

# 12 Angry Men İzledim

Ne diyebilirim, aslında pek fikrim yok.
Bu kadar iyi bir film beklemiyordum. 1957 yapımı olduğu için   sıkılıp yarısına gelemeden kapatacağımı düşünmüştüm. Ama o  kadar iyi kurgulanmış ki, tam sıkılmaya başladığınız an farklı bir diyalog öne çıkıyor ve her yeni diyalogta ''Evet, kulağa mantıklı geliyor'' diyorsunuz.


Filmi kısaca özetlemem gerekirse, 18 yaşında bir genç babasını öldürme suçuyla yargılanıyor ve suçunun kesinliği için bir 12 kişiden oluşan bir jüri toplanıyor Jürinin 12ye 12 suçlu bulmasıyla çocuk idama mahkum edilecek fakat  Jürinin 11'i ilk oylamaya göre çocuğu suçlu buluyor. 8.jüri suçlu bulmadıgından, konu tartışmaya açılıyor.


İnsan hayatının önemli oldugu ve 5 dakika içinde verilmeyecek bir karar oldugunu gerçekten iyi işlemiş bir film.Ayrıca insanların önyargısının kötü kararlar almasındaki en büyük etken oldugunu da gösteriyor. Sadece bir cinayet soruşturulmuyor aslında bu filmde. Önyargının kötülüğü, insan hayatının önemi, objektifliğin zorluğu ve savunduğu  düşüncenin zorluklara rağmen arkasında durma gibi bir çok konu işliyor. Kısacası, göründüğü gibi değil,. Birinin anlatmasıyla aktarılmayacak bir film.Çok derin ve bu derinliği kavrayabilmek için izlemek şart. Sadece bir odada geçmesine rağmen oldukça akıcı.
                                                                
Özellikle nostaljiden hoşlanan kişiler daha çok sevecekler diyebilirim, sonsuz tavsiye ediyorum.


Gözde / İçimden Gelen Her Şey

11 Aralık 2011 Pazar

# Ben Ölmeden İzlemem Gereken 1001 Film


İzleyiciler