Hayal Ürünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayal Ürünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2012 Pazar

Hayal Ürünü Vol. 4.1.

Bir film şeridi geçti gözümün önünden. Geçmiş, onu tanıdığım o ilk gün. Herşeyin ne kadarda güzel oldugunu anımsadım tekrar. Uzun zamandır ona duydugum aşk ve aşka baskın olan nefretımden başka bir düşünce geçmiyordu aklımdan. Şuan hissettiğim duygu, başımı döndürüyordu. Sigarayı ilk kez içine çeken bir insanın o an hissettiği baş dönmesi gibiydi.
İçeri girmeden önce son bir kez, uzun uzun baktım ona. Bir daha bakmayacağımı, bu sabah kararlaştırmıştım. Beni her gün öldürmesindense, bir anda öldürmesi daha az acıtacaktı.

İçeri girdim, oturdugu masanın yanına vardığımda, her zamanki nazik tavrıyla karşıladı benı. Sandalyemi çekti ve oturmama yardımcı oldu. Mahçup bir insanın aceleci ve aynı zamanda hantal davranışları göze batıyordu. Yapmacıklaştırıyordu onu.

Ellerim terlemiyordu. Gözlerim parlamıyordu. Midem bulanmıyordu. İçimden ona delicesine sarılmak dahı gelmıyordu. Sorsalar aşıktım. Bu kadar zaman neyin acısını çekmiştim anlam veremıyordum.

''Nasılsın?'' dedi. Bu neydi? Nasıl bir soruydu? Nasıl olmamı  ve nasıl bir cevap vermemi bekliyordu? Dalga mı geçiyordu? Nasılsın sorusuna verilebilecek en sıradan cevabı verdim : İyiyim, sen nasılsın?
''İyi değilim, çok hatalıyım.'' dedi. Öyle de olmalıydı. Anladım ki, gözyaşlarımı ona iade etmeme pek gerek kalmamıştı. Acısı, gözlerinden okunuyordu, bunu bir deli bile fark edebilirdi.
-Beni buraya neden çağırdın?
-Çünkü... Bunu söylemek o kadar zor ki, yüzüne bile bakmaya cesaretım yok.
-Fazla vaktim yok, akşam yemeği için hazırlanmalıyım.
- Seni hep sevdim. Seni terk etmek çok büyük bir hataydı ve daha büyüğü, sana ettiğim hakaretler ve  senı aldatmamdı.. Ne desen haklısın ama en büyük isteğim, beni affetmen ve yaşananlara sünger çekmen..


Sesi titriyordu. Gözleri dolmuştu. Daha fazla devam etmese iyi olurdu, klişe sözlerinin onu affetmeme yeteceğini sanıyordu, yanılıyordu. 2 yıl önceki ben değildim artık. Kimse olamazdı. 2 yıl insanın kendısıyle bırlıkte çok şeyi değiştirirdi. Bunu hesaplayamamıştı.
Bugün, bunların olacağını bilerek ve bu sözleri duyacağımı tahmin ederek buraya gelmiştim. Tahminim beni şaşıtmamıştı fakat bir konuda yanılmıştım. Onu sevdiğimi sanmak.. Bu tam bir yanılgıydı.

Hiç bir şey söylemedim. Söylenecek hiç bir söz kalmamıştı. Ayağa kalktım, ve hızla kapıya yürüdüm.

-Lütfen gitme.. dedi. Artık ne söylese boştu. Bazı acılar vardı ki, sünger çekilemiyordu.


Bir tümör gibiydi, kötü huylu bir tümör. Her gün büyüyordu. Beynimin ameliyat için çok riskli bir bölgesinde gibiydi. Ya onunla ölecektim, ya da onu aklımdan çıkarmaya çalışırken.

Bu sözleri ben söylemiştim. Bunda da yanılmıştım. Bu tümörü aldıralı meğerse çok olmuştu, tarihini unuttugum bir ameliyat gibiydi.
Fark ettim. İnsanın içinde ukte kalan şeyler, onu yanıltmaya yetiyordu. Gerçek olmayan ya da unutulan bir aşkın sürdüğünü sanmak bir yanılgıydı. Halbuki aşk acısı kısa sürerdi. Terk edilen ve yılların geçmesine karşın hala sevdiğini söyleyenler bu yanılgının tam ortasındaydı.

Bu yanılgı, terk edenin geri dönmesiyle son bulacaktı, tıpkı benimki gibi...
Çünkü, uzun bekleyişler sonunda elde edilenin kıymeti kalmazdı.
Artık, çok geçti, sevmek için çok geç. Terk etmek için doğru zamandı.

-Seni sevmiyorum. dedim. Söylenecek en güzel cevap oldugunu fark ettim, ve restorandan ayrıldım.


Gözde/ İçimden Gelen Her Şey

28 Mart 2012 Çarşamba

Hayal Ürünü Vol. 4

Sabah olmuştu. Güneş gizliyordu kendini benden. Doğsun istiyordum, göstersin kendini. İstediğinde gelmeyen, istemediğinde çoktan gelmiş olan sevgiliye benzetirdim onu. Saat beşi gösteriyordu. Günlerden pazardı. Normalde bu saatlerde derin uykumla baş başa olmam gerekirdi. Bedenim, kalbimle ve aklımla baş başa olmamı emredercesine uyandırmıştı beni sanki. Düşünmeliydim.

Yıllar sonra onu görecektim. Bir zamanlar adını bile duymak istemediğim kişiyi, şimdilerde delicesine görmek arzusuyla yanıp tutuşuyordum. Çok zor bir karardı bu. Acılarımı, göz yaşlarımı sineye çekmek, benim için oldukça zordu. Yıllar, insanın düşüncelerini değiştiriyor, acılarını hafifletiyordu. Göz yaşlarını dindiriyor, bazı anlar unutturuyordu bile. Sadece bazı anlar. Yüzünü gördüğüm an, tüm göz yaşlarımı hatırlayacağımı biliyordum. Acılarımı, bitirdiğim antidepresan ilaçlarımı, her şeyi...

Güneş kendini göstermeye başladığında, hala yatakta oturuyordum. ''Neden bu kadar erken kalktın?'' dedi. Kocamdı. Evet, ben evliydim. Yanımda bir adam yatıyordu ve benim aklımdan onunla yatarken bile o geçmiyordu. Sadece, bir kaç yıl önce hayatıma giren adam vardı aklımda. Bir tümör gibiydi, kötü huylu bir tümör. Her gün büyüyordu. Her gün, onu daha çok düşünüyordum. Bu tümör, beynimin ameliyat için çok riskli bir bölgesinde gibiydi. Ya onunla ölecektim, ya da onu aklımdan çıkarmaya çalışırken. Her iki ihtimal de aynı yola çıkıyordu.

İki yıl önceydi. Şuan kocam olan o adamla tanışmıştım. İyi niyetli, beni seven ve fedakar bir adamdı. Bir şirkette iyi bir işi vardı. Durumu çok iyiydi, her ne kadar bunu çok önemsemesem de, dikkatimi çekmişti. Sevmiştim onu o yıllar. Sevdiğimi sanmıştım. Çok değil, evlendikten 4 ay sonra anladım aklımın ve kalbimin kocamdan çok uzaklarda olduğunu. Ve sevdiğimi sanmak için kendimi, beynimi şartladığımı. Beynimi şartlamam çok kolay olmuştu, fakat sıra kalbime geldiğinde bunu başaramamıştım. Başaramayacağımı anladığımda da çok geç olmuştu artık. Çünkü yanımda her gece, o adam yatıyordu. Kocamdı.

Aslında kocamı seviyordum. Fakat bu aşk değildi, kesinlikle değildi. İyi anlaşıyorduk, beni mutlu etmeyi her zaman başarmıştı. Sürpriz akşam yemeklerine bayılırdı. En sevdiği italyan restoranından yer ayırtıp, akşam yemeği için oraya gelmesini söylediğimde havalara uçardı. Çok büyük bir şey değildi belki. Mutlu olurdu, onu mutlu etmek kolay bir şeydi. Neticede, beni seviyordu. Bu yüzden kolaydı.

''Uyku tutmadı hayatım,kahvaltıyı hazırlayıp seni uyandırırım.'' dedim. Klişe yalanlardan biriydi bu : Uyku tutmadı hayatım. O an, daha fazla yaratıcı olamamıştım. Hiç bir zaman daha fazla yaratıcı olamamıştım ben. Kocama yalan söylemezdim, yalan söylemeyi sevmezdim. Onu sevdiğimi söylediğimde de yalan söylemiyordum, onu seviyordum.

Kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa gittim. Kahvaltılarımızın vazgeçilmezi mantarlı omleti yapacaktım bugün. Ama öncesinde, kahveleri hazırlamam gerekiyordu. Çay sevmiyorduk her ikimiz de. Kahve kahvaltı için daha iyi bir seçimdi. Kahveyi, filtre kahve makinasına koydum, daha sonra diğer yiyecekleri masaya özenle hazırladım. Kocamı uyandırmayacaktım, mantarlı omletin kokusuna uyanmayı her zaman severdi, kokusunu duydugunda gelip beni öpecekti, biliyordum.

Omlet hazırdı. Her zamanki gibi, şen şakrak haliyle kocaman bir günaydın öpücüğümü almıştım. Neşeli geçmeyen bir sabahımız dahi olmamıştı. Büyük bir şanstı, kocam büyük bir şanstı.

Suçlu hissediyordum kendimi. Normaldi, çünkü suçluydum. Böyle hissetmekten çok sıkılmıştım. Bu tümörü bugün aldıracaktım. Kalbimden, beynimden, ruhumdan..

Kocamı işe gitmek için evden çıktı ve hazırlanmaya başladım. Özenli değildim. Normalden daha az özenliydim bugün. Ve normalden çok daha fazla kararlı. Evden çıkmadan az önce, Köşedeki italyan restoranını arayıp her zamanki masamızı akşam için ayırttım.
 Bugün, tümörümden arınacaktım. Bugün, hayatımın dönüm noktası olacaktı. Çektiğim acıları, göz yaşlarını ve içtiğim antidepresanları geri verecektim ona. Kararlıydım.
Suçluluk duygusu, duyduğum aşktan daha ağır basıyordu. Herkes, hak etmeyeni seviyordu. Benim onu, kocamın da beni sevmesi gibi. Çok garipti. Bu gariplikten ve beni yiyerek bitiren iğrençlikten kurtulmanın tam zamanıydı.

Dün gece kararlaştırdığımız restorantta ve kararlaştırdığımız saatte orda olmak için yola çıktım. Çok uzak değildi, yarım saat mesafesi vardı ve çok geçmeden restoranın önündeydim. Arabadan inmeden önce içeriye baktım. Cam kenarında oturuyordu. Düşünüyor gibiydi. Daha fazla zaman kaybetmenin anlamsız olduğuna karar verdim ve arabadan indim. İçeriye girmek ve artık buna bir son vermek için restorana yöneldim.

Devamı, Hayal Ürünü Vol. 4.1'de.




Gözde/İçimden Gelen Her Şey

16 Şubat 2012 Perşembe

Hayal Ürünü Vol. 3

Sevgili değillerdi. Aslında sevgililerdi. Fakat aşk yoktu. İyi vakit geçirirlerdi, sevişirlerdi. Sevişen iki arkadaştı aslında onlar. Mantığa sığmayan, mantıksızlıktan hoşnut olan, aynı zamanda mantıklı olanın bu oldugunu düşünen iki arkadaştı onlar. Derinlerde, çok derinlerde, bunun yanlış oldugunu biliyorlardı. Derinlere inmezlerdi.

Yaralı iki kalbin birbirini tamir ettiği bir ilişkiydi. İlişkiydi,aşk değildi, olamazdı. Sadece ilişkiydi. İki yaralı kalbin birbirini tamir edemeyeceğini bilmezlerdi. Düşünmemeye çalışırlardı. Öyle zannetmekten hoşlanırlardı. İçlerini rahatlattıgını düşünürlerdi, içleri hiç rahat değildi.

Aynılardı. Belki de bu yüzden birbirlerini bu kadar iyi tamamlıyorlardı- Devam etseydi tamamlayabilirlerdi belki de, devam etmedi. Çoğunlukla aynı şeyleri yapmaktan hoşlanırlardı. Ten uyumları, bu kadar iyi olamazdı. Aşk hariç her konuda iyilerdi. Çok kısa bir süre de olsa, güzel bir uyumları vardı.

Bağlanmıyorlar, gerek duymuyorlardı. Bağlanılan her şeyin acı verdiğini daha önce konuşmuşlardı. Bağlanmak istemedikleri için, aşk olamazdı. Halbuki aşk, bağlılık değildi. Aşk, iki ayrı bedende tek ruh olmaktı. Bu bir paradokstu. Paradokslar zordu ve emek isterdi. Emek verecek güçleri yoktu. Halsiz ve bitmişlerdi. İki ayrı bedende tek ruh olmak bile yorucuydu.

Kız,ipleri elinde tutmaya çalıştı. Bir yerde, ipin ucunu kaçırdı. Korkuyordu. Daha çok korktu. Kaçmak istedi. Tekbaşınalığına geri dönmek, karışıklığından kurtulmak istedi. Bağlandığını hissediyordu. 'Bağlanmak yok' demişlerdi. Sözünde duramamıştı. Kendini affedebilmesi için, kaçması gerekiyordu.
Kafasının en karışık olduğu anda, kaçtı. O an, içinden bir ses ''Yanlış yaptın'' dedi. Derinlerde bir yerlerde, pişmandı. Bunu bastırdı. Bastırmak zorundaydı.
Onu tam da o an çok özlemişti. Son bir kez sarılmak istedi, fakat bunu yaparsa, daha da bağlanacağını biliyordu. Bunu da bastırması gerekliydi. Bastırdı.

Oysa aşık olsalardı, herşey daha güzel olabilirdi. Birbirlerine anlattıkları aşk geçmişlerinde, aynı hikayenin iki ayrı başrolü gibilerdi.

''Bağlanmak yok'' demişti. Kendine verdiği sözü tutamamıştı. Bir gün, onun da kendine verdiği sözü tutamamasını dileyerek, gitti. Çünkü içinde bir yerlerde, 'Keşke, aşık olsaydı' vardı. Hep de olacaktı.


Gözde/İçimden Gelen Her Şey


1 Şubat 2012 Çarşamba

Hayal Ürünü Vol.2

                                                         Müzik eşliğinde okuyunuz.


Bir balayı.

Aylardan temmuz ayıydı.

Güneş,tepede,en tepedeydi.Hava çok sıcaktı. Antalyada,ormanlık alanın tam ortasında bir ev vardı. Balayı için orayı seçmişlerdi.
Düğünleri, bir önceki gün,büyük bir kutlama, coşku içinde kutlanmıştı.Herkes oradaydı.Aileleriyle barışmış,kaçmaktan vazgeçmişlerdi. Artık,hiçbir sorun yoktu.

Sadece ''Mutluluk'' vardı.

Hep bunu istemişlerdi. Mutlu olmayı,evlenmeyi ve, sorunsuz bir yaşam sürmeyi...
Sabretmiş,başarmışlardı.Artık,aşkları için savaşmaları gerekmiyordu. Sadece,birbirlerine tüm yaşam boyu ait olmayı istiyorlardı.İstedikleri avuçlarındaydı artık.

Arada sırada plaja inip güneşleniyorlar,denizin keyfini çıkarıyorlardı. Kız,denize girmeyi sevmezdi. Balayı için bir haftalığına tuttukları evin havuzu, onu daha çok cezbetse de, kocası için, onu kırmamak için denize de giriyordu.
Akşama doğru,ormanda yürüyüş yapıyor,temiz havanın tadını çıkarıyorlardı.
Evlerinin oldugu bölge ormanlıktı.Bu yüzden,daha serindi. Ormanlık alandan bir ev seçmelerinin sebebi de buydu.
Ahşap bir evdi. Çok büyük değildi.İki odası vardı. Salonu,iki oda büyüklüğündeydi. Oldukça modern bir salondu. Kalabalık değildi. Köşe koltuk,televizyon ve sehpa vardı. Balayı evleri,kendi evlerine çok benziyordu.Kalabalığı sevmezlerdi.
Mangal yapmayı severlerdi. Her akşam çocuk, mangal yakıyordu.Bu işte ustaydı.Ateşi kendi yakar,etleri kendi pişirirdi. İşine karışılmasından hoşlanmazdı. Salata ve mezeler ise karısındandı.
Bazı geceler bara gider,körkütük sarhoş olana kadar içer,eğlenirlerdi.
Bazı geceler de, sadece birbirlerinin olmak isterlerdi. Saatlerce sevişir,birbirlerine doyamazlardı. Her gece, birbirlerine ilk defa dokunuyormuşçasına tutkuyla sevişirdi onlar.
Ertesi sabah, çocuk çoktan kahvaltıyı hazırlanış olurdu. Bu onun içinden gelirdi. Bir sevgi gösterisi,bir jest değildi.Ama bu, kızı çok mutlu ederdi.

Balayından döndüler ve her günleri, balayı gibi geçti. İki tane kız çocukları oldu.İkizdi bu kızlar. Kıvır kıvır saçları,güneş gibiydi.

''İsimleri ne olsun hayatım?'' dedi Sinan hüzünle.''Boşver. Hayal kurmayalım artık.Uyumak istiyorum.''dedi Sinem.
Ağlıyordu. Ağlıyorlar,birbirlerine belli etmemeye çalışıyorlardı.

Hayal kurmak çok güzeldi,fakat bazen can yakıcı olabılıyordu.Bu noktayı hatırladıklarında çok geç olmuştu...




Gözde/İçimden Gelen Her Şey 

31 Ocak 2012 Salı

Hayal Ürünü Vol.1 -SON

Müzik eşliğinde okuyunuz.


Televizyonu kapattım. Fotoğrafları çekmeceye koydum ve yatağıma,esas huzura doğru yola çıktım. Çok uzun bir yol değildi,fakat uykuluyken bir hayli uzundu.
Şaşkındı yol,ben şaşkındım. Uyku sersemliğim ile şaşkınlığım kafamı karıştırıyordu. Düşünmemeye çalıştım.
Gözlerimi yine aynı rüyayı görmeyi dileyerek kapattım.

Uyandım. Aynı rüya yoktu. Olmamıştı. Dileğim gerçekleşmemişti. Düşündüm; Tekrarını istemek yüzsüzlüktü.Belki,ilkini de hiç yaşamamıştım.Aklımdan zorum mu vardı? Evet, belki de ben bir deliydim. Belki de bir şizofren. Önemi yoktu. Bunlarında hiç bir önemi yoktu. Mutluydum, ve deli olmaya razıydım.

Dolabımı açtım.Farkına vardım: Benim ne zaman bu kadar çok beyaz elbisem olmuştu? Belki de annem almıştı. Önemsemedim. Aralarından birini rastgele seçtim ve giyindim. Ne giyindiğim pek umrumda olmazdı. Huyum böyleydi.Giyindikten sonra, elbisemin güzel bir seçim olduğu kanısına vardım. Belime kadar dar, belimden dizlerime kadar hafif bol olan elbisenin yakasındaki çiçekler,onu daha da çekici kılıyordu.

Yüzümü yıkamak için banyoya gittim. Bunu sevmezdim. Yüzümü yıkamak, duş almaktan daha zor gelirdi.Her zamanki gibi katlandım ve yaptım bunu.
Dişlerimi fırçalarken bir yandan da saçlarımı taradım.Bazı zamanlar, tıpkı şuanki gibi iki ayağımı bir pabuca sokmayı severdim. Önemi yoktu. Bu kimseyi ilgilendirmezdi.
Hazırlanıyordum. Neden hazırlandığım hakkında hiç bir fikrim yoktu.Nereye gideceğim hakkında da. Sahi, neden hazırlanıyordum ben? Bu halim neydi?

Evde kimse yoktu.Kardeşim okula,babam işe gitmiş olmalıydı.Annem de büyük ihtimalle komşudaydı.

Bembeyazdım bugun.Kendimi huzurlu hissediyordum.Huzurlu,ve yorgun.Beyazın tüm huzuru üzerimdeydi sanki.Evet, beyaz huzur veriyordu.

Evden çıktım.Rüyada gibiydim. Dün geceki rüyamda gibiydim.Ayaklarımla aynı dili konuşmuyorduk bugun.Düşünemiyordum.Kontrol edemiyordum.Ayaklarım, beni, bedenimi ele geçirmişti. Beni götürüyordu. Hayır. Bu rüyadan çok farklıydı. Güven içinde yürüyordum. Korkmuyordum.Ayaklarıma teslim oldum.Hayır diyemedim. Dur diyemedim,diyemezdim. O gücü kendimde hissetmiyordum. Bitmiştim sanki,yorgundum. Direnmeliydim.

Durdum. Nerede olduğumu,buraya nasıl geldiğimi düşünmeye çalıştım. Olmadı. Hafızam silinmiş gibiydi. Uzun bir yolculuk muydu? Ne kadar zaman geçmişti? Bu düşüncelere harcayacak zamanım  olmadığını fark ettim. Etrafa bakındım. Arkamı döndüğümde,bir hastahane gördüm. Hiç vakit kaybetmeden kendimi hastahaneye attım.

Bir hemşire. Uzun dalgalı saçlarını özenle toplamıştı. Makyajsız yüzü,solgun görünüyordu. Buna rağmen,güzel bir kadındı. Güzel olduğu kadarda soguktu,buz gibiydi.
Aldırış etmedim. Seslendim.Beni duymadı. Önemli değildi.Zaten hemşireler hep böyleydi.
Veznede bir kız gördüm. Gençti bu kız. Yaşam sevinci,gülen yüzünden buram buram etrafındaki kişilere de yansıyordu.Kanım ısındı,ve yanına gittim.

Bir haykırış. Çok yakından geliyordu.Kanımı dondurmuştu. Soramadım. Kafamı sola döndürdüğümde,bayılacağımı hissettim.Başım dönüyordu.
Haykıran,annemdi. Koridorun sonundaki odadan,zorla çıkarılmıştı.Peşisıra babam, ve kardeşimi gördüm. Çok kötü şeyler oluyordu. Ve ne olduğu hakkında en ufak bir fikre sahip değildim.

Annemin yanına gittim. Ağlıyordu.Gözleri o kadar çok şişmişti ki, küçücük gözülüyordu gözbebekleri. Uzun zamandır ağlıyor olmalıydı.
Diz çöktüm. Annem de beni fark etmemişti. Herkes kendi derdine düşmüştü. Bu durum sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Ne oldugunu ogrenmek benım de hakkımdı.
''Biri bana burda ne oldugunu soyleyecek mı?'' dedim. Bağırıyordum. Kimsenin umrunda olmamak benı çığrımdan çıkarmaya başlamıştı.Ağlamaya devam ettiler.Bu artık dayanılmazdı.
Küfür ettim. Defalarca. O odada kimin oldugunu öğrenmenin zamanı gelmişti.Kararlı bir tavırla, hızlı adımlarla odaya yöneldim.

Belki de, bunu hiç yapmamalıydım. Hiç öğrenmemeliydim... Öğrenmeseydim, hiç gitmek zorunda kalmazdım belki de.Evet. O odaya hiç girmemeliydim.

Uyuyordum ben. Hayatımda ilk defa, uyumak istemedim.O yataktan kalkmak,kalbimin yenden atmasını sağlamak istedim.

Olmadı. Olamazdı.Uyku vaktim çoktan gelmişti. Uyku vaktinin ne zaman geleceği belli olmazdı ve ben, vakitsiz gelen şeyleri sevmezdim.


Gözde/İçimden Gelen Her Şey

17 Ocak 2012 Salı

Hayal Ürünü Vol.1



Yürüyordum. Yağan her kar tanesi kadar hissediyordum kendimi. Küçücük ve soğuk. Onların arasındaydım. Kendimi onlarla bir tutmuş, kar tanesi olmayı hayal ediyordum. Ne garipti, ne kadar sonsuz.Kar tanelerinin bu kadar fazla ve birbirine değmeden düşmesi beni hayretler içinde bırakıyordu. Ne kadar uyum içindelerdi öyle, ne kadar aynı. Her biri aynı ritimde, bir ahenk içinde,bazen teker teker, bazen de aynı anda düşüyorlardı yere. Tebessüm ettim. Kendimi onlardan biri sanmıştım. Yanılıyordum.

Yürümeye devam ettim. Sevmiştim karda yürümeyi. Ardıma dönüp geride bıraktığım ayak izlerime baktım. Ve fark ettim: Her bir kar tanesi, yere düştüğünde bir diğerine karışıp ayak izlerimi görünmez kılmaya çalışıyordu.Hoştu. Biraz izledikten sonra yoluma devam ettim.

Yürüyordum. Nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Umrumda değildi. Yürüyordum. Kendimi yolların akışına bırakmış, nerede olduğumu, nereye gittiğimi önemsemeden yürüyordum. Yolun sonundan sağa döndüm. Bir kadın. Acelesi var gibi gözüküyordu.Ellerinde poşetler, koşar adım yürümeye çalışıyordu. Dikkatliydi de. Kayıp düşmemek için adımlarını oldukça dikkatli, aynı zamanda hızlı artabiliyordu. Merak ettim. ''Nereye yetişmeye çalışıyordu?'' diye düşündüm. Belki çocuklarına, belki annesine. Bunu düşünmek saçmaydı. Vazgeçtim. Az sonra kadın bir taksiye binip gözden kayboldu.

Yürüyordum. Her sokak ayrı bir hikayeydi sanki. Nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu ve bu umrumda değildi. Sadece yürüyordum.

Ellerim üşümeye başlamıştı. Ellerimi birbirine sürttüm. Sonra yumruk yapıp, cebime soktum. Bunu her zaman yapardım. Ellerim böyle daha hızlı ısınırdı.

Yol ayrımına geldiğimi fark ettim. Sağ veya sol. Birini seçecek ve yoluma oradan devam edecektim. Hiç sola dönmediğimi fark ettim. Solu seçtim.

Eski püskü binalar vardı. Her bir binada farklı anılar, farklı yaşayış tarzları ve farklı haykırışlar olduğunu sezdim. Belki de yanılıyordum. Boşverdim. Nedense sevmiştim bu sokağı. Eskiliğiyle birlikte kar taneleri ona ayrı bir hava ve gizem katmıştı. Kartpostal gibiydi bu sokak. Her bir karesinin fotoğrafını çektim. Bunu neden yaptıgımı bilmiyordum. Sadece bu sokağı sevmiştim ve ölümsüzleştirmek istemiştim. Nerede olduğumu bile bilmezken bunu yapmamın saçma olduğunu düşündüm. Ama bunu seçen bendim. Nerede olduğumu  bilmek istemeyen bendim. Dönmek istediğimde dönebilirdim. Bunu biliyordum.

Telefonumun çalmasıyla sıçradım. Televizyon açıktı. Koltukta uyuyakalmıştım. Üzüldüm. Bunların hepsi birer rüya mıydı? Belki de ordaydım. Bunu kimse bilemezdi. Tek bildiğim, o eski püskü sokağa ait fotoğrafların yanımda duruyor olmasıydı. Gülümsedim. Mutlu olmuştum. Anlatsam kimsenin inanmayacağı bir şey yaşamıştım. Gizemliydi ve gizemli olan şeyleri severdim.


Gözde/İçimden Gelen Her Şey

İzleyiciler