İçimden Gelen Her Şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İçimden Gelen Her Şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2013 Çarşamba

İlk internet alışverişim !



İlk internet alışverısım hayırlı ugurlu olsun. 

Aslında uzun zamandır ınternetten çöp de olsa almak ısteyen ama bır turlu cesaret edemeyenlerdenım. Sonunda cesaretımı topladım ve bu ayakkabıyı satın aldım. Geçtiğimiz pazartesı gunu elıme ulastı ve memnun kaldım.

Cesaretımı toplamamın sebebı de gecen sene bu markanın, bu ayakkabısının çiçek desenlısını kullanmıs olmamdı. (Resımdekı ayakkabının ıc desenı gıbı ). Baktım model aynı, e kalıp da aynıdır dedım ve bu fırsatı kaçırmak ıstemedım.

Geçen senekı ayakkabımın cesur tarafından bır guzel parcalandıgını da es gecemem. Çok kızmıştım. Ayakkabılarımı çok sevıyordum ve sabah uyandıgımda ayakkabının tabanı bır yerde kendısı bır yerde oldugunu gorunce cınnet gecırmemem elde degıldı. O ayakkabı ayagıma yakışan tek babetımsı ayakkabıydı. Ve aynı ayakkabıyı magazaya almaya gıttıgımde 'Malesef kalmadı ve tekrar gelecegını sanmıyorum' dıyen tezgahtara, küçük emrahımsı bakısımı atmaktan da kendımı alıkoyamadım.

Ayakkabılarımı hala atmadım. Hala ayakkabılıgın bır köşesınde durur. Arada bakarım, onunla konusurum, aglarım slkdsaşdkaşls. Tamam tamam abartmıyorum. Ama gercekten atmaya kıyamıyorum.

Bu arada ayakkabı gercekten çok ucuzdu. Bu ucuzlukta bu ayakkabıyı Trendyoldan baska bır sıtede bulabılecegımı de sanmıyorum. Trendyol hem ucuz hem kalıtelı bır sıte gercekten. Bir morhipo degıl hanı. Siteye gırmemle çıkmam adeta bır oluyor. 200ün altında fiyat yok neredeyse. Varsa da gıyılmez degerde kıyafetler.

Anti morhipo, forever trendyol !


Gözde /İçimden Gelen Her Şey

1 Kasım 2012 Perşembe

Fala inanma, falsız kal.

Merhaba sevgili okuyucu,

Bu yazı, faldan soguman için ozel olarak hazırlandı.

Ah biz Türkler! Ah biz nasıl fal severiz ama nasıl !
Milletimize özgü Türk kahvesi oldugu sürece falseverliğimiz devam edecek bu bir gerçek. Türk kahvesine aşık bir insan oldugum halde bir gün gelsin ve Türk kahvesi hangi kahve çekirdeğinden yapılıyorsa o çekirdeğin soyu tükensin, yetiştirilemesin, her neyse işte!!

Yahu nedir bu fala inanma olayınız? O fallar yalan kardeş inanmayın. Tamam bazısı gerçekten bilebilir, ama şunu bilin ki geçmişinizi bilse de geleceği asla bilememez. Onu sallıyordur büyük ihtimalle. Çünkü gelecek göreceli bir kavram. Her hareketinizde gelecek değişiyor, sizin seçimleriniz değiştikçe gelecek de değişiyor. Ama insanlar bunu düşünemiyor.

Size der ki, filancayla kavga edeceksin ve görüşmeyeceksin. Filancayla kavga edersin belki ama alttan alırsan gayette aran bozulmaz, görüşmeye devam da edersin, falcı ne olur ? Göt olur.

Falcı demiş ki, sen üniversiteyi kazanamayacakmışmışmışsın. Hadi be! VALLAHA mı ? Çok sağol canım. Yürü git lan. Ne uyduruyorsun. Bir kere sen götü sıksan gayette kazanırsın o okulu. Çalışmıyorsan kazanamazsın bu kadar basit !

Ya da evlenince 3 çocugun olacakmış. İşte sana bunu söyler, sen de gider inat edersin evleneceğin varsa bile evlenmezsin. Ne olur sonra? Gelecek değişmiş olur. Falcı da göt olur.

Kısacası, adam fal bakar, söyler. Bunların olup olmaması sızın elınızdedir. Kaderi insan kendı çizer bebişlerim.

Sormayın, çok kızıyorum şu fal olaylarına. Bundan 2 sene öncesine kadar ben de inanırdım. Fakat göya kahve falı bakabılen falcı kılıklı biri piskolojımı bozunca nefret ettim. Tam anlamıyla nefret hemde !

Daha buraya yazmak ıstedıgım o kadar şey var ki, yazdım sayın. Özel hayatımı dökemeyeceğim.

Siz siz olun, fal baktırmayın. Gereksiz. Bu hayatta ne yaşayacaksan kendı ıstek ve tercıhlerınle yaşamalısın. İyi yada kötü, her şey bizler için var.En azından kendı tercıhın. Yaşadım, mutlu oldum ya da üzüldüm, bu benım tercihimdi diyebilmeli insan.

Fala inanma, fal da baktırma. Falsız kal.

Öpüyorum.


Gözde / İçimden Gelen Her Şey

31 Ekim 2012 Çarşamba

Okul mu ? O da ne?

Selam !

Bugün buraya içimi dökmek için yazıyorum. Tanrııımm okula gitmek artık tam bır facia !

Uzuuun bir aradan sonra okula gitmenin zorlugu gerçekten paha biçilemez.Üstelik yolunuz evden okula kadar toplam 2 saat sürüyorsa tadından yenmez bir hal alıyor. Otobüse bin, metrobuse bin, tramvaya bin. Yürüü yürüü !!!

Yazın tempolu ve oldukça yorucu bir çalışmadan sonra yine neredeyse aynı tempoyla okula gitmek düşüncesi  bile insanı çıldırtmaya yetiyor. Neredeyse değil, aynı tempoyla. 5 gün okul mu olur arkadaş ! Böyle ızdırap görülmedi! Üniversiteye mi gidiyorum liseyemi anlamadım gerçekten. Geçen sene 2 gün olusunun acısını bu sene 5 günle çıkartıyorlar sanırım.

Neredeyse vizeler gelecek, geldi gelecek, 1 sayfa notum yok, onu da geçtim, okula gittiğim gün sayısı bir elin parmakları kadardır. Acilen çeki düzen verilmesi gereken bir durumdayım. Silkelen Gözde !

Okulun 5 gün olması da bir bahane değil aslında okula gitmemem için. Geçen sene 2 gün olmasına rağmen 5 gün yatıyordum, okula gitmem gereken o 2 günü de kendime tatil ediyordum. Neymiş, okula gitmem gereken günde gitmeyince daha tatlı oluyormuş. Hadi oradan !

Geçen sene, tam teşekkürlü hazırlanıp tam kapıya gidip evden çıkacakken vazgeçtiğimi, gidip simit pogaca alıp kendıme kahvaltı hazırladığımı, çay- kahve keyfi yaptıgımı da hatırlıyorum. Buna rağmen tüm derslerden geçtim. 1 ders hariç ki bu dersin sınavını arkadaşım Doğuş -kulakları çınlasın- sayesinde kaçırdığımı bilmenizi isterim.

Sözün kısası, benim uyumam gerek, yarın okul var ve yine şehir değiştirerek okula gideceğim.

İyi geceler millet !


Gözde / İçimden Gelen Her Şey

25 Ekim 2012 Perşembe

Mutlu bayramlar !

Merhaba !


Kimileriniz daha küçüksünüz, bayram harçlıkları ıcın yanıp tutuşan bir haliniz var. Kimileriniz zorla bayramlaşmaya akrabalarınıza gidiyorsunuz. Kimileriniz belki de seviyor bayram gezmelerini. Bayramda ikram edilen baklavaları yemeyi. Tutulan kolanyayı geri çevireniniz, çevirmeyeniniz.. Belki de kolanyayı siz tutuyorsunuzdur misafirlerin ellerine. Kim bilir.

Kimileriniz de yalnızlıgı seviyor, bayramda yalnız kalmayı tercih ediyor ya da yalnız geçirmek zorunda kalıyor ama bu durumdan oldukça memnun.

İsteyene her gün bayram aslında. Birilerini arayıp hal hatır sormak için ya da büyüklerin ellerini öpmek için bayramlar beklenmemeli. Bu sebeple bayram günlerini diğer günlerden ayıran hiç bir özelliğinin olmadıgını düşünüyorum. Bayramları önemsemiyorum.

İstediğimi ararııım istediğimi aramam, bayramda neden aramadın diye hesap soranları da itici bulurum.

Herkese mutlu , türk kahvesi tadında bayramlar.


Gözde /İçimden Gelen Her Şey



16 Mayıs 2012 Çarşamba

Şans Bana Göz Kırptı!

Merhaba!

Yeni haberlerle karşınızdayım. Yarın itibariyle yeni işime başlıyorum. Son zamanlarda yaşadığım en büyük şans bu. Gerçekten boktan günlerimin arasına şıp diye girdi ve hayatımı düzene soktu. Sanırım çalışırsam daha düzenli bir hayatım olacak. Yat-kalk monotonluğundan oldukça sıkılmıştım zaten. Hayat geçmez böyle arkadaş!

Bir salı günüydü. Telefonum çaldı, bilmediğim bir numara arıyordu. Evim Şahane beni arıyor diye düşündüm ve telefonu açtım.- Evet, evim şahaneye başvurdum!
Arayan işe başladığım otelin genel müdür yardımcısıydı. Çarşamba günü iş görüşmesine gelebilip gelemeyeceğimi sordu, tabi ki ben de gelebileceğimi söyledim.
Son iş görüşmelerim boktan geçtiği için çok umudum yoktu aslında. Bilirsiniz, siz insan kaynakları ne der! ''Biz sizi ararız.'' Bu cümleyi duydugumda her ne kadar ''Oldu görürsem söylerim'' veya ''OK KİB BYE'' gibi malca cümleler söylemek istesemde kendimi tutuyorum ve oradan hızlıca uzaklaşıyorum.
İş bulmak gerçekten zormuş. Hele ilk işse, yanı gerçek anlamda ilk işse daha da zor. Çünkü kimse şans tanımıyor. Yahu içimde turizm ateşiyle yanıp tutuşan ve sadece bir şans isteyen biri var ! Bunu görmek bu kadar zor olmamalı!
Sonuç olarak, şahane bir iş görüşmesiydi. Daha önce stajımı o otelde yapmanın verdiği avantaj sayesınde daha da hızlı sonuçlandı. Bu da, otelin gerçekten değişmesinden kaynaklanıyor-kadronun değişmesinden. Çünkü daha önce de gitmiştim ve saatlerce bekletilip, üstelik görüşme bile yapamadan geri dönmüştüm.

İş görüşmesinin ardından tabıkı yenı pantolonlar, ceketler, topuklular almam gerekti. Malum, ne zamandır çalışmadıgımdan hepsi fosil olmuştu.

Şimdilik haberler bu kadar. İş maceralarımı da yazacağım, öpüyorum.

Gözde/İçimden Gelen Her Şey


4 Mart 2012 Pazar

Hello Spring!


Sonunda Mart ayına girdik, fakat her zamanki gibi bahara girdiğimizi hissedemiyoruz. Bu senen, geçen seneden daha beter bir şekilde. Mart ayında kar yağdığını da gördük ya, hiç bir şey şaşırtamaz artık.

İlkbahar demek, serin rüzgar demek.Tepede güneş demek. Bazen yağmur demek. Yani ilkbahar demek, biraz yaz, biraz sonbahar demek.
Sabah uyanırsınız, Güneşe açarsınız gözünüzü,ki ben güneşe uyanmayı çok severim.Camı açarsınız,serin bir rüzgar eser yüzünüze. Fakat çok açık tutamazsınız camı, zira ürperir içiniz. Bunu da severim. Sıcakta üşümek ayrı bir keyif -dengesizlik .

Dışarı çıkarken üstünüze sadece tişört giyerseniz üşürsünüz, kazak giyerseniz terlersiniz.Bu yüzden tişört ve hırka giyersiniz. Her iki durumdada bir kurtarıcınız olur demektir bu.
Sandalet için erken, bot için geç bir mevsimdir bu. Güzelliği, spor ayakkabılarımızı rahatça giyebilmemiz sanırım.
Ne yaz kadar bunaltıcı,ne kış kadar dondururcu, ne sonbahar kadar ıslak. Biraz güneş, biraz rüzgar, arada yağmur. Keşke hep ilkbahar olsa dedirtircesine, harmanlanmış bir mevsim.

Gezmek için ideal bir mevsim bence. Üşürsen hırkanı giyersin ne olacak. Kuşlar cıvıl cıvıl. Yağmur çamur yok.- Yağmur bazen var ama en azından çamur yok!. Hava geç kararmaya çoktan başladı bile.  Şimdi düşündüm de,bir an önce gelsin şu ilkbahar!

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Çok doğru. Mart ayı, kış kalıntılarından kurtulma mevsimi olduğu için, hiç sevmem bu ayı. Mart ayı benim için bekleyiş demek, Nisan ayını bekleyiş.Bir katlanış. Ne yazık ki, Mart ayı en az kış kadar dengesiz.- Şimdiki kış.
Mont giymeyi seven varsa, evet güzel. Fakat ben sevmiyorum arkadaş! Bu yüzden de mart ayını sevmiyorum. Nokta.


Gözde /İçimden Gelen Her Şey

24 Şubat 2012 Cuma

Köstebek Pasta

Annemin uzun tehtitlerle yaptırdıgı köstebek pastamı sizlere sunuyorum.Tehtitlerden ilki, ''Eğer köstebek pasta yapmazsan, ördüğüm şalı sökerim!'' idi. Ve bu oldukça etkili bir tehtitti benim için. Yerimden fırladığım gibi kaptım Dr.Oetker kutusunu, başladım yapmaya.

Dr.Oetker'in pratik tariflerine bayılıyorum. Un derdi yok, kabartma tozuydu vanilindi ugraşmıyorsunuz. Herşey kutunun içinde. Sadece süt, yağ ve yumurta gibi malzemeleri ekliyorsunuz extra olarak.



O zaman başlıyorum anlatmaya.

Malzemeler;
Kek karışımı için,
-2 yumurta
-7-8 yemek kaşığı süt
-100g yumuşak margarin

Kreması için,
-3,5 çay bardağı soğuk süt
Ayrıca, 3 adet muz

Fırın Ayarı;
Elektrikli mini fırın: 150derece(Önceden ısıtılmış)
Turbo fırın: 160derece(Önceden ısıtılmış)
Gazlı fırın: Orta ısıya ayarlanmış(Önceden ısıtılmış)


İlk olarak 26 cm çapında kelepçeli kek kalıbını margarin ile yağlıyoruz. Daha sonra çıpma kabına, Dr. Oetker Köstebek Pasta kutusundaki un karışımını, 7-8 yemek kaşığı sütü,2 yumurtayı koyarak mikserin önce düşük, sonra yüksek devrinde çırpıyoruz. Oluşan karışımı yağlanmış kek kalıbına dökerek, kaşık yardımıyla üstünü düzeltiyor, yayıyoruz. Önceden ısıtılmış fırında, 25-35 dk pişiriyoruz.
Fırından çıkarttıktan sonra, soğuyana kadar bekliyoruz. Soğuduktan sonra kalıptan çıkarıyoruz.
Kenarlarında 1cm boşluk kalıcak şekilde, ortasını oyuyoruz. Oyulan kekleri, bir kaseye koyup, ufalıyoruz.

Muzları soyup, boylamasına ortadan ikiye kesiyor, oyduğumuz kekin içine diziyoruz. (Düz kısımları alta gelicek şekilde)

Sıra kremada. Kutunun içinden çıkan krema karışımını ve 3,5 çay bardagı sütü mikserle 2-3 dakika çırpıyoruz. daha sonra, çikolata parçalarını ekliyoruz. Yavaşça karıştırıyoruz.

Kremayı, muzların üzerini kaplayacak ve kubbe olacak şekilde kaplıyoruz. Kubbe şeklini verdikten sonra, ufaladıgımız kek parçalarını, kremayı tamamen kaplayacak şekilde bir yandan elimizle bastırarak,serpiştiriyoruz.

Yaklaşık 2 saat buzdolabında tuttuktan sonra, servis ediyoruz. Afiyet olsun. :D


Kaderde tarif yazmak da varmış. Bu arada, benim yaptıgım pasta yukarıdaki resme benzemedi, bu resim alıntı. Bunu da eklemeliyim. Çünkü zaten yukarıdaki resime göre, tarifte muz yok. Sadece nasıl olacağını kafanızda tasarlayın diye koydum.
Neyse umarım faydalı olur diyorum, ve kapatıyorum.


Gözde / İçimden Gelen Her Şey

12 Şubat 2012 Pazar

Yaşıyorum!

Selam a dostlar !

Uzun zamandır dut yemiş bülbüle döndüğümün farkındayım. Sadece yaşama belirtisi vermek için bir yazı patlatayım dedim. Komik,acıklı ya da edebi bir eser olmayacak. Başımdan geçenlerden bahsetmek, kafanızı şişirmek istiyorum.

Öncelikle, bloga neden yazı yazamadığımı anlatmak isterim. Umarım ağlamadan sonunu getirebilirim. Neyse,konumuza dönecek  olursak, DELL marka dandik ötesi laptop'ım aldıgım günden beri sorunlarıyla ugrastırmaktan bıkmamıştı. 2 defa ekran, 4defa speaker, 1 defa anakart değişti ve buna rağmen sorun hala çözülmedi. Öncelerde çalışıyordu, ona razıydım. Şuanda ekrana görüntü gelmiyor arkadaş! Çıldırmak üzereyim. Bu yüzden de yazı yazamyorum. Laptop bulduğum ilk fırsatı değerlendirdim ve saçma sapan bile olsa birşeyler yazayım da, kendimi iyi hissedeyim istedim.

Laptop'ın bozulmasının ardından, bütünleme sınavına kaldığım inklap sınavının tarihine de bakamadım ve arkadaşıma sordum, o da yanlış bir saat verince, göt oldum. Sınava giremedim. Seneye ellerimden öper artık. Yani kısacası mağdurum!

Eğer burdan DELL yetkilileri beni duyuyorsa, bence istifayı bassınlar. Çünkü adam akıllı bir işi beceremiyorlar. 7 defa servis alan bir laptop'ı ürün değişimine uygun görmeyen hiçbir firma, müşteri memnuniyetinden bahsetmesin. Çok doluyum çok !
Tüketici haklarına başvursam, o da para arkadaşım. Yine mağdur olan ben olacağım. Onların dişli avukatlarıyla, devletin bana görevlendirdiği avukat yan yana bile gelemeyeceğinden, son çare olarak laptop'ı laboratuara göndereceğim ve hayal ürünlerime devam edeceğim.

Klavyesiz bloga yazı yazamamakla birlikte, klavye bulduğumda da uzattıkça uzatıyorum. Öpüyorum.

Gözde/İçimden Gelen Her Şey

16 Ocak 2012 Pazartesi

Her Yerde Kar Var

 Evet, sonunda adam akıllı kar yağdı buralara. Bu benim için oldukça şaşırtıcı oldu çünkü 15:30 da camdan dışarı 'Hava nasıl?' düşüncesiyle baktığımda hiçbir şey yoktu. Hava gayet normal, sadece çok bulutluydu. 15:45te bir daha baktığımda, şok oldum tek kelimeyle. Lan daha 15 dakika önce her şey normaldi, 15 dakikada nasıl kardan adam yapmaya yetecek kadar kar yağdı? Hayal mi gördüm yoksa diye düşünmeye başlamıştım ki, dışarı çıktığımda gerçekten kar yağdığını anladım.Tam da, karın yağma yönünün tersine yürüyordum, siyah montum bembeyaz oldu. Bu alakasız bilgiyi de neden verdim bilmiyorum. Her yazımda alakasız bir cümle yazmazsam olmuyor haaa.
Kar, benim için diğer bütün doğa olaylarından farklı. Bir romantiklik var sanki, bir huzur- fırtına eşliğinde yağan kardan bahsetmiyorum. Karda yürümeyi, kar topu oynamayı severim. Fakat şöyle bir çelişkim var, üşümeyi sevmem. Bu yüzden 567890 kat giyiniyorum. Kışın sumocu gibi görünmem de doğal bu sebepten ötürü.
Her kar yağdığında aklıma Ajda Pekkan'dan 'Her Yerde Kar Var' şarkısı gelir. Karda yürürken bu şarkıyı dinlemek isterim. O şarkıyı zaten severim ama karda yürürken bir başka severim.
Geçen sene arkadaşım Eda'ya gideceğim bir gün, zannediyorum ki yine bu aylardı, kulağımızda kulaklıklar, karda 'La Lambada'  dinleyip dans etmiştik. Etrafta pek insan yoktu ama olsa da umrumuzda değildi. Çok eğlenmiş, çok gülmüştük.
O gün de bizden çıkmıştık bir önceki gün kar yoktu ve eda incecik giyinmişti. Eda 'Abi çok soğuk yaa kıçım dondu' dedikçe, sumocu gibi giyinmiş olan ben, 'Abi bence çok soğuk değil yeaa mal mısın' deyip duruyordum. Yine 32893 kat giyindiğim için soğuk gelmemesi çok doğaldı. Kızın üstünde bir tişört bir hırka, ayağında converse, benim üstümde bir sweet, mont, bot,eldiven bir de ahkam kesiyorum kjsdkslkflsfl.

O zaman ne diyelim, Her Yerde Kar Var, Kalbim Senin Bu Gece...


Gözde / İçimden Gelen Her Şey

14 Ocak 2012 Cumartesi

İçki, Bardağında İçilir.


İçki, bardağında içilir. Aksini savunanı alnının çatısından vururum.

Büyülü, duygulu bir olgudur içki. Her zaman içersen bir özelliği kalmaz bence. Özel günlerin bir simgesidir. O an nasıl hissediyorsan, körükler. Mutluysan daha mutlu, üzgünsen daha üzgün olursun.

Bir de her içkinin kendine has bardağı vardır. Ben tutup da şarabı, su bardağında içmem, içemem. Hiç bir tat alamam o şaraptan. Koyacaksın kafam kadar kadehe şarabı, öyle içeceksin. Biraz da sohbet oldu mu, değmesinler keyfime.

Rakıyı çay bardağında içenler var. Abi yapmayın, etmeyin n'olur. Rakı bardağı mı yok evinde? Yoksa, rakıya o kadar para veriyorsun, seviyorsun belli ki, bardağını mı alamıyorsun? Alamıyorsan da, 70lik değil de 35lik alıver, yanına da altılı bir rakı bardağı al. Hem paranın çoğu cebınde kalır, hem de ağız tadıyla içersin içkini. Üslübuyla içersin. Hem senın çay bardağına duble sanarak koyduğun o rakı, rakı bardağında 'tek' oluyor bilmiyor musun? Senin 10 duble rakı içtim diye hava attığın o içki, rakı bardağında 5 dubleye tekabül eder a benim cahilim.
Neyse, 70likten vazgeçemem diyorsan, söyle de sana bir altılı rakı bardağı göndereyim. Sevaptır.

Bardağıyla içilmesi zorunlu tek içki sanırım tekila. Ya da durun durun! Onu likör bardağına koyup içen de vardır. Cidden var mıdır? Onu yapan vardır da, anca onu yapabilir zaten, koysun bakalım tekilayı su ya da çay bardağına, içebiliyor mu! Yapmayın, etmeyin!

Takıntılarımdan biri de bu işte. Rakı, rakı bardağıyla, kırmızı şarap kafam kadar kadehlerde içilir. Her içki, bardağında güzel. Hem ortamın kalitesini arttırır, hem de içtiğiniz içkiden tat alır,daha zevkle içersiniz.

Gözde/ İçimden Gelen Her Şey 

Santral İstanbul


Santral İstanbul'a bugun, arkadaşım Hatice ile gittim. Hatice de ben de sergileri severiz. Fakat bunu daha yenı öğrenme fırsatım oldu, bu ilk birlikte sergiye gidişimiz. 
Birlikte gitmemize neden olan, arkadaşımın eserinin Redbull Yaratıcı Kutular Sergisinde yer almasıydı. 
Hem tüm eserleri ben de görmek istiyordum hem de uzun zamandır sergiye gitmemiştim, güzel bir vesile oldu.


Gelelim, ilk sergimize. 
İlk olarak, Redbull Yaratıcı Kutular Sergisine girdik. Arkadaşımın eseri sergide oldugundan, giriş ücreti vermedik. Bizi buyur ettiler diyebilirim. Santral İstanbul'a giderken bayağı hayaller kurmuş, makarasını yapmıştık zaten -Nasıl ücret ödemem gerekir! Benim içeride eserim var!  Bana müdürünü çağır! , gibi.  (Gülmemiş olabilirsiniz ama o an komikti)





Redbull Hayal Ağacı


Sergide 50 eser var. 26. eser de yukarıda görmüş olduğunuz eser, arkadaşımın eseri. Eserlerin hiç biri, resimlerden bakmakla anlaşılmıyor, yakından gördüğünüzde, 'Oha! bu resimdeki eser mi?' diyesiniz geliyor. Örneğin şuan, resimdeki ağacın üstünde bir ev oldugunu göremiyorsunuz. Bir kapı ve bir penceresi olduğunu göremiyorsunuz. Ben de görememiştim. Bugün dibine kadar girdim, inceledim.


Benmiyim o? Evet ben ve hayal ağacı!


Kızın eseri sergide lütfen dağılalım


Sergide çok beğendiğim diğer eserlerden de bahsetmek istiyorum. Hepsini beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Elbet bir emek söz konusu fakat zevkler tartışılmaz.





Atlı karınca, en beğendiğim eserlerden. Çok emek harcandığı, gecelerce yapılmak için uğraşıldığı açık ve net. Helal olsun diyebilirim.


Haticeciğime selam olsun :D















Beğendiğim eserlerden diğeri. Müzik çalıyor ve kumandasıyla müziği değiştirebiliyorsunuz. Arkasında hafıza kartı girişi var. Çok eğlendim açıkçası bu eserle, ilgi çekici oldugunu söylemek isterim.








Bu sergiden sonra, çok merak ettiğimiz İklim Değişikliği Sergisine gittik. Sergi inanılmaz kaliteli olmuş. Çok para harcandığı her halinden belli oluyor. Bilgilendirici ve eğlenceli bir sergi. 
İçeride ilk bilgisayarlardan biri, ilk çıkan ampuller ne ararsanız var. Nasıl daha az enerji tüketebileceğimizi anlatan ve teşvik eden eserler mevcut. 
Küresel ısınmayı nasıl önleyebiliriz ve bunun için neler yapmalı, bu gibi bütün soruların yanıtları eserlerde ayrı ayrı incelenmiş. Sergiden çıktıgınızda bilgi dolu oldugunuzu hissediyorsunuz.
Aynı zamanda, atladıkları bır nokta olup olmadıgını da öğrenmek için not yazıp, panoya iliştirebileceğiniz bir bölüm de yapmışlar. Notumu yazdım ve ben de iliştirdim panoya. 



Bu da yaşlı bir ağaçtan bir dilim. Üstündeki büyüteci kaydırarak ağacı daha yakından inceleyebiliyosunuz. Tıpkı bir nakış gibi, her santimi. Özenle dokunmuş gibi.

Şöfeer Hatice

Sergi çıkışına geldiğinizde, maket bir otobüsle karşılaşıyorsunuz. Hatice ile nasıl eğlendik sormayın. Bir ben şöför oldum, bir o şöför oldu. Sonra da ben yolcu oldum.


Boş otobüste ayakta giden Türk insanı


Otobüs ne alaka? diye soruyorsanız, toplu taşıma araçlarını kullanmanın daha az çevre kirliliğine yol açmasından yola çıkılmış. Hem mantıklı olmuş, hem de eğlenceli olmuş. Ben sevdim.




Santral İstanbul, beklentilerin çok çok üstünde bir yer. Bir günde tüm aktivitelerini tamamlayamayacağınız, en az iki gününüzü ayırmanız gereken bir yer. Biz bir günde sadece sergileri gezebildik. Elektrik santraline bile giremedik, süper dekore edilmiş cafede yemek bile yiyemedik. Başka bir gün tekrar gidip kalanları halletmeyi düşünüyoruz.


Santral İstanbulu sevdim. Gitmenizi tavsiye ederim. Üstelik Taksim Atatürk Kültür Merkezinin önünden servisleri kalkıyor. Yani, çok zor değil. Öpüyorum.


Gözde/İçimden Gelen Her Şey



12 Ocak 2012 Perşembe

Dostlar!





Dost mu? Hah! Gülerim ben buna işte.


Dostlar vardır. İsimleri dosttur. Sadece isimleri. Her zaman yanımızda olacağını soylerler, olurlar da. Her zaman değil, hayatımızın sadece bir kısmında olurlar. Bir yere kadar bize eşlik ederler ve giderler. Kendi yollarını, kendilerine daha cazip gelen yolları, fırsatları, kişileri seçerler ve bizi hiç düşünmeden giderler. Gidiyorum demez dostlar. Yavaş yavaş çıkarlar hayatımızdan. Bağlar yıpranırcasına, koparcasına. Her şeyin farkındasınızdır,her şeyi görürsünüz ama engel olamazsınız.


İnsanı en çok üzen olaylar, hep en sevdiklerinin başının altından çıkar. Doğrudur. Seversiniz, değer verirsiniz, onu hayatınızın bir kısmına koyar, 'Dost' dersiniz. Biliyormusunuz? Kendinizi kandırmaktan başka bir bok yapmıyorsunuz. 


Kimse başkasını, kendini sevdiğinden çok sevmez ve kimse başkasını, kendını düşündüğünden çok düşünmez. Bu böyledir. Kimse bana palavra anlatmasın. Herkes en çok kendini sever ve düşünür. Böyle de olması normaldir. Normali bu olduğu için, kimse bana 'Seni canımdan çok seviyorum' demesin. İnanmam çünkü. Kendinizi düşürmekten başka bir şey yapmazsınız. Bir de palavracı olursunuz gözümde. Battıkça, batarsınız. En dibe.


Size bir şey söyleyeyim mi? Kimsenin dostu yoktur. Herkes yalnızdır. Etrafınızda birçok insan olabilir. Bir çok tanıdığınız, yakın arkadaşınız, akrabanız, onlarca sevgiliniz olabilir. Siz yalnızsınız. Bir çok insan arasında, yok denecek kadar az ve yalnızsınız. Kendinizi kandıran, 'Asla yalnız kalmam' diyerek kendınızı avutan, çaresiz, küçücük, savunmasız yaratıklarsınız. Gerçekçilikten uzak, gözünün boyanmasına izin veren, gerçeği içinizde bir yerlerde bile bile, buna inanmak isteyen ve kendınızı kandıran yaratıklar.


İnsanın doğduğundan itibaren, bir dostu vardır. İnsanın dostu, kendisidir. Hayatınız boyunca, kendınızı anlayabileceğiniz kadar, kimseyi iyi anlayamazsınız. Korkmadan ve kuşku duymadan sırlarınızı anlatabileceğiniz bir 'siz' daha yoktur. İnsanın tek dostu kendidir. 
Zor günlerinde sizi yalnız bırakmayan tek dostudur insanın kendısı. O hep sizledir. O sizsinizdir. Ölene kadar sizinledir.
 İşte ben bu dostluğa inanır, ebedi dostluk derim. Asla yarı yolda bırakmaz, sizi terk etmez ve size yalan söylemez. Siz gülerken güler, ağlarken ağlar. Sonra, sizi toparlamaya başlar. Size yardım eder. Güç verir. Kuvvet verir. Akıl verir. Karşılıksız yapar bunu, bir çıkarı yoktur. Dedim ya, o sizsiniz. Tek dostunuz, kendinizdir.


Dostluğa inancını yavaş yavaş kaybeden insanlardanım. Bu cümleleri yazdıran da, hayal kırıklıklarım. Uzun zamandır, tek dostum, benim. Böyle daha mutlu ve huzurluyum. Kimseye ihtiyacım olmadıgını bu şekilde çok daha iyi anladım. O eski, kalabalığın içindeki yalnızlığımın nasıl bir kuyu olduğunu, nasıl derin, çaresiz ve sonu belli olmayan bir boşluk olduğunu, en iyi dostumun, kendim oldugunda anladım. 
Uzun zamandır, 'Dostum' yok benım. Onlar sadece, arkadaşım artık. O kelimeyi hak edecekleri günler geride, çok geride kalmış meğer. Hayatımın sadece bir bölümünde. Ona dosluk değil, yol arkadaşlıgı derim ben. Hayatın bir getirisi. Dost, yol arkadaşlığı değil, ebedi yolculuktur bende. Sadece, bende.


Hayatım boyunca, akıl aldığım ve uyguladıgım zamanlar, on parmağımı geçmez. Her zaman kendi işimi kendim hallettim, kimseye minnet etmedim. Ben hep yalnızdım. Çok arkadaşım varken de, sayılı arkadaşım varken de. Ben böyle büyüdüm, olgunlaştım. Her sorunumun üstesinden kendim geldim. Yeri geldiğinde saf oldum, hatalar yaptım. Yeri geldiğinde çok kurnazdım, saman altından su yürüttüm. Ama kendim yaptım. Kimseden akıl almadım. Aslında hep yalnızmışım ve her zaman tek bir dostum varmış benım. Kendim.


Dostlarınıza iyi bakın! Gerçekten sizinleler mi? Zamanı geldiğinde kendi yollarına gideceklerini göremiyormusunuz hala? Göremiyorsanız, bir daha okuyun bu yazdıklarımı. Anlarsanız, belki ilk adımı atan siz olursunuz. 


Tek Dostunuz, Kendiniz !






Gözde/İçimden Gelen Her Şey

10 Ocak 2012 Salı

#Buz Pateni Yapmayı Öğrendim. #Kayak Yaptım.

Tarih:19-21.01.10

Bu aktiviteleri çok önceden yapmış olmama karşın listemde bulunduğu için yazmak istedim.
Uludağa lise yıllarında, okul gezisi ile gitmiştim. Klasik geziler gibi cuma gecesi yola çıkış ve pazar gecesi dönüş vardı. Aslına bakılırsa sadece turizm liseleri için klasik çünkü diğer meslek liselerine,düz anadolu ve düz fen liselerine sadece günübirlik gezilere izin veriliyor. Son 4 5 yıldır, turizm liselerine bu konuda ayrıcalık tanındı. Gerçekten harika bir ayrıcalıktı.

Cuma gecesi, 22:00'da okul önünde toplanıp yola çıkmıştık. Hocalar ön koltuklarda oturuyor diye herkesin arka koltukları kapma çabaları ve aynı zamanda cam kenarında oturma tartışmaları. Liseliyiz, ergeniz tabii. İlk 2 3 saat kaynaşmalar, ergen şakaları, ergen muhabbetleriyle geçti ve sonra patır patır dökülüp çoğumuz uyuduk. 
Sabahın körü bir saatte Bursa'daydık. O zamanlar saçma ve gereksiz bulduğum camii gezileri, tur rehberlerinin anlattığı fakat benim bir kulağımdan girip öbür kulağımdan çıkan camiilerin tarihleri. Ayakkabılarımı çıkarmaya üşendiğimden girmediğim camiiler. Şimdi olsa girerdim diye düşünüyorum, çünkü sergiler, müzeler,camiiler artık daha çok ilgimi çekiyor ve gidip görmek istiyorum. Fakat hava çok soğuk olduğundan yine bir üşenme payım da olabilir. Sanırım, merakım üşenmeme ağır basar.
1 otobüsü idare edemeyen tur liderimiz. Tanrı onu kutsasın. Resmen grubun bir kısmı camiide kalmıştı, biz turu tamamlamak üzereydik ve kimse fark etmedi. Sonuç olarak grup tamamlandı ve otele geçtik.

Çok şanslıyız ki, otelin süit odasında 5 kız kalmıştık. Zaten -biraz turizmci gibi konuşayım- 3 twin bed 1 french bed vardı. Tam sığmıştık anlayacağınız. Belki de anlamayacağınız. twin bed'i ve french bed'i bilenler anladı. Neyse Kapatalım.

Geziye gelen hocalar, süit odamızla,kendi odalarını değiştirmemiz için ricada bulunmuştu fakat biz kibarca geri çevirmiştik.
Tur rehberiyle bayağı samimi olmuştuk ama o da yalaka şerefsizin biri çıktı neyse o konuya girmeyelim. Süit odayı almış olmamız birazda samimiyetimizden kaynaklanıyor olabilir. Neyse üzümünü ye bağını sorma demişler.


                                                      
                                              Kayak pantolonu ile buz pateni yapan kro - Ben

Otele yerleşttikten sonra, Fahri otele buz pateni yapmaya gittik(Büyük Otelde konaklıyorduk). Yanlış hatırlamıyorsam 40 dakikası 20 TL gibi bir ücreti vardı o zamanlar. Açıkçası normal paten kaymış olanlar için  olanlar için buz pateni yapmak, patenlerin üstünde durmak hiç zor değil.
2 3 defa inanılmaz düşmüş olsamda, yılmadan kaymaya devam ettim.



Ertesi gün, kayak yapma kararı aldık. Çok biliyormuşuz gibi hah! 10 kişi 1 kayak hocası tuttuk (burada random gülmek istedim ama yazımın içine etmek istemediğimden kendimi engelliyorum).
1 saat, 10 kişi doğal olarak sadece kar sapanını öğrenebildik. Bu duruş, ağırlığınızı dizlerinize verip, dizlerinizi kırmanız ve ayaklarınızı uçları bırbırıne bakacak şekilde tuttuğunuz duruş. Çok zor değil. Hatta en kolayı. Bütün kayağı kar sapanıyla tamamladım. Komedi açıkçası. Üstelik, telesiyejle zirveye çıktık. O derece havalıyız yani, bu işi biliyoruz ya ! Her neyse, düşe kalka o zirveden nasıl indim ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Hatta öyle düştüm ki, kayaklar ayağımdan fırladı ve ayarını bozdum o derece. Allahtan bir bilen durdu da, kayağımı ayağıma göre ayarladı. Yoksa kurda kuşa yem olurdum mazallah. 
En son, tam vardım derken bir daha düştüm. Bu düşüş hit düşüşümdü. Düşüş esnasında aklımda tek soru vardı : Öldüm mü lan?. Ölmediğimi fark edince, tüm acılarımı yok sayıp kaymaya devam ettim. Nasıl bir hırs yaptıysam artık, ölümüne kayak yapıyorum.

Selam ! 38342 kilo olduğum zamanlardan merhaba!
         



Kayak yapmayı bitirdiğimde, yürüyemez haldeydim. Sağ bacağımın dizden aşağısında feci bir ağrı. Kırıldı sandım. Doktora gittiğimde düşüşümü anlattım ve bana söylediği tek söz: Kemiklerin sağlam olmasa bacağın sizlere ömürdü yavrum,sadece incinmiş. İki bacağımı karşılaştırdığımda, incinen bacağım diğerinin iki katı olmuştu. Bileklikle daha rahat yürüyordum. Yaklaşık 1 haftada düzeldi, derin bir oh çektim.

Gezi dönüşünde, Bursa'da iskender yemeyi ihmal etmedik. Ne yalan söyliyim, hiç beğenmedim. Hadi biraz reklam yapayım, Büyükçekmecedeki Bursa İskenderin iskenderi bile daha güzel, hatta hayatımda yediğim en iyi iskender diyebilirim.
Ertesi gün ingilizce sınavım vardı hiç unutmuyorum. Fiillerin 2. ve 3. hallerini artık nasıl ezberlediysem, hala aklımda. Bunu da neden yazdığımı bir bilsem, o zaman hayat daha güzel bir yer olacak.

Ben bu geziyi, unutulmaz uludağ olarak adlandırıyorum. İnanılmaz eğlendiğim ve hayatımın ilklerini gerçekleştirdiğim bir geziydi.

Uludağ ölmeden mutlaka görülmesi gereken, huzur dolu bir yer.Yanınızda 2 3 kafa dengi arkadaşınız oldu mu, tamamdır !


Gözde/İçimden Gelen Her Şey

8 Ocak 2012 Pazar

Parfümün Etkisi

Parfüm! Tanrım ! Orada bir durun derim.

Hayatımın en anlamlı parçalarından biri. Parfümlere bayılırım,çeşit çeşit alırım,paramı parfümlere yatırabilirim. Bu benim için bir israf değil,kazançtır. En az 3 çeşit olmazsa sinir olurum,kafaya takarım.
Her zaman aynı parfümü sıkmaktan hoşlanmam.Her duştan sonra parfümlerimi tek tek koklarım,ruh halimi hangisi yansıtıyorsa, onu sıkarım. Bir sonraki duşa kadar,aynı parfümü sıkmaya devam ederim.
Her parfümü kullanmam,özenle seçerim. Karar vermem çok zordur. Benim kullandığım,özenle seçtiğim,büyüsüne kapıldığım parfümü arkadaşlarımın kullanmasını istemem.Beğenip alırlarsa,o parfümü kullanmayı bırakırım. Arkadaşlarımın kullanmadığı başka bir parfüm alırım ya da o parfümü çok seviyorsam o arkadaşımla buluşurken sıkmamak üzere kullanmaya devam ederim.

Parfümün akılda kalıcı etkiler bıraktığını düşünüyorum. Yolda yürüyorsunuz. Yanınızdan biri geçti ve Ahmet'in kullandıgı parfüm kokuyordu. 'Ahmet mi burada?' ya da 'Yoksa o Ahmet miydi?' diye birçok soru aklınıza gelir.Hiç ortada yokken, sadece bir parfüm koktugu, Ahmet'in parfümü koktuğu için aklınıza Ahmet geldi. Parfüm gerçekten akılda kalıcı etkiler bırakır.

Bazı parfümler vardır, ben onlara 'Ucuz Parfüm' derim.Pahalı olmamasından değil,ucuz koktugundan. İsterse dünyanın en pahalı parfümü olsun, önemi yoktur benım için. Midemi kaldıran, koklamaya tahammül edemeyeceğim, bedava verseler kullanmayacağım ve klişe kokan parfümler benim için ucuz parfümdür.
Yanımdan geçen çoğu insanda buna rastlarım.Anında da dile getiririm. Tepkim 'Iyy ucuz parfüm koktu' olur. Buna en çok şahit olan arkadaşım Serim olabilir. Okuldaki çoğu kız ucuz parfüm kullandığından,devamlı dile getirmem çok doğal sanırım.

Bir de şuanda vazgeçmeye çalıştığım 'Boş parfüm şişesi' takıntım var. Parfümü kullanırım,biter. Şişe boş haliyle diğer parfümler arasında yıllanır, gider. Bunu sırf parfümün kokusunu unutmamak için yaparım. Aynı zamanda Onu kokladığımda o zamanlar yaşadığım bir takım olayları hatırlamak için. Kötü bir görüntü oluştursa da- kötüden çok görmemişin parfümü olmuş görüntüsü- benim için önemli. Yavaş yavaş atmaya başladım boş şişelerimi nihayet. Atmadan önce koklamayı da ihmal etmedim tabii. Yine o günlere gittim sonra kendime geldim ve şişeyi attım. Tanrım! Benim için çok zordu.

Gelelim, erkeklere. Parfüm kullanmayan erkek yanıma yaklaşmasın. Yaklaşmak istiyorsa, kendine bir parfüm alsın LÜTFEN. Parfümün nerden alındığı, ne kadara alındığı umrumda değil. Ucuz kokmasın, kalıcı ve etkileyici koksun yeter.

Bu zamana kadar, en çok hoşuma giden erkek parfümleri one million ve hugo boss(boss) oldu. Otobüste, sokakta, metroda kim onu sıktıysa içimden koca bir 'HELAL' derim. Övgüler yağdırırım. 'Zevkli çocukmuş,aferin.' gibi. Ya da kimin sıktığını bilmiyorsam ama koku sağdan biryerlerden geliyorsa, 'Kim bu parfümü sıkan laaaann ' demeden edemem. İmkanım varsa çaktırmadan kokunun geldiği yöne giderim. Aşırı merak ederim.

Parfümlerim de, günlüğüm gibi ' Yangında ilk kurtarılacaklar' arasında. Gün geçtikçe artan takıntılarımdan ilk  2 de. 1. si de zaten Günlüğüm'dü biliyorsunuz. 

Severim, sevin, kullanın ve parfümün ne kadar etkileyici olduğunu görün. Parfüm, şişe içinde duran kokulu bir sudan ibaret değildir. Bir şişe içinde, kullandıkça anılarınızı mühürleyeceğiniz, hatırlamanızı sağlayacak,etkileyecek,etkilenecek bir buluş o Benimse vazgeçemeyeceğim bir şaheser.

Gözde/İçimden Gelen Her Şey

1 Ocak 2012 Pazar

Hata





Hata yaparız bazen. Yapmak istemesekte. Ama yaparız, bazen bilmeden, bazen farkındalık içinde. Bir o kadarda umursamazca.
Hayat. İçinde yaşadığımız, ne getireceği belli olmayan. İsteklerimiz dışında bize herşeyi sunan bu hayat. Bazen hayata yükleriz hatalarımızı. Kaçarız. Kaçtığımızı sanarak,yaşarız. Yük almak korkutur. Hatalarımızın altında ezilmekten korkarız. 
Farkında olsak da,duymamazlıktan geliriz. İçimizden doğrular geçtiğinde silkelenip kendimize gelmeye çalışırız.Sadece bir anlığına. 


Hayatım boyunca, koca bir keşke dediğim 2 hatam oldu. Hatalarımı, pişmanlık olarak görmem. Beni olgunlaştıracağını bilirim. Aynı durumla karşılaşacağımda, benı hazırlıklı kılacağını da.
Evet,hatalar insanı olgunlaştırır. Ama sırf olgunlaşmak için bir insanın kalbini kırmak. İşte bu çok bencilce. Ya da öz saygımızı yitirmek. Bu daha kötü.
Gerçek şu ki, her insan, büyümek için hayatı boyunca birkaç günah keçisi feda ediyor ve nedense, günah keçileri aslında hiç hak etmeyen insanlar oluyor.Çok masum,çok içten oluyorlar. Ama bazen yetmiyor. Yetse bile, hatalar önlenemiyor. İstemeden, aynı zamanda önüne geçilemeyecek türden.
İnsanın bir kişiye karşı yaptığı hatalar, kendini olgunlaştırmakla kalmıyor. Hata yapılan, hak etmeyen taraf da büyüyor. Olgunlaşıyor, insanları daha iyi tanımaya başlıyor.Üzüntüleri, güçlendiriyor onu. Bir zaman sonra bakıyor ki,' iyi ki bana bunu yapmış' diyor. Bunu fark ettiğinde, geçmişine bakıp,gülümsüyor. 'Ne günlerdi!' diyor. Sonra, affetmeye başlıyor.


Her insan, affeder. Ne kadar ''Hayatta affetmem!!'' dese de, affeder. Affetmeyecek insan oldugunu düşünmüyorum. Sadece, ''Affetmem'' dediği için affetmeyen insan vardır. İnat uğruna,affetmez. İçinde bir yerlerde onu çoktan affetmiştir. Ama dışarıya bunu göstermemeye çalışır. Hatta bu işi o kadar ciddiye alır ki, henüz affetmeyen bir insandan daha sert, katı düşünceli ve asabi olur. Çünkü o, inat ediyordur. Adının geçmesine bile tahammülü yoktur.Kısacası, rol yapıyordur. Tükürdüğünü yalamak istemiyordur. Ne de olsa, affetmem diye ahkam kesip duruyordu, tükürdüğünü yalar mı hiç!


Hata yapmak, kötü birşey değildir. Önemli olan,hatanın farkına varıp, kendini affettirmektir. Affedilmeyeceğini bilsen de,dürüst olup, yaptığın hatanın arkasında durarak, açık yüreklilikle anlatmaktır.
Bir hata yaptın ve ona söylemeyerek onun kaderiyle oynuyorsun,farkında değilsin. Sen bir hata yaptıysan, hata yaptıgın kişi de bunu bilmeli. Her ne yaptıysan. Onun üzülmesi, hayal kırıklığına ugraması gerekmeseydi, sen de hata yapmazdın. Yaptıgın hata sadece senın değil,onun da kaderinin bir parçası.


Dürüst ol. Çok zor değil. Bir hata yaptın ve söyle. Belki çok büyük bir varlığını, bir kişiyi ya da bir fırsatı kaçıracaksın. Ama bunların olması gerekmeseydi hata yapmazdın. Ya da kaçıracağın bu fırsat ya da her neyse, çok önemseseydin, iç sesini dinlerdin. Hani şu vurdumduymaz olanı değil de, ötekini. Seni uyandırmaya çalışan varya onu işte !


Keşke dediğim 2 hatamda da dürüst oldum. Ne var ne yok herşeyi anlattım. Hata yapılmayı hak etmeyen kişilerdi belki de. Dediğim gibi, bu onların da kaderiydi. Anlattığım için hiç bir zaman pişman olmadım. Gerçek ne ise, zamanı geldiğinde ortaya çıkıyor. O zaman, bir yerlerde senı belkiyor. Ben o zamanı beklemektense, kendim belirlemeyi seçtim. En doğrusunu yaptığımı düşünüyorum. Hatta hayatımda aldığım en mantıklı kararlardan biri bile diyebilirim. 
Unutmayın, hata yapabilirsiniz. Dürüst olursanız, hata yaptıgınız kişi bir zaman sonra sadece dürüst oldugunuzu hatırlar. Bazı iyi şeyler, kötü olanların üstünü örtebilir. Bunun için gerekli sadece bir olgu var. Zaman.


Dediğim gibi. Hayatın getirilerini insan olgunlukla karşılayamayıp,hata yapabiliyor. 
Şunu da söylemek isterim ki, hatalarımdan hiçbir zaman pişman olmadım. Ben, onlarla ben oldum. Ama bana hata yapanların da hepsini affettim, affediyorum. Onların hatalarıyla da ben, ben oldum. İyi ki hata yapmışım ve bana hata yapmışsınız diyorum.






Hatalarınızdan pişman olmamanız, sizi siz yaptığını farketmeniz dileğiyle. 


Gözde / İçimden Gelen Her Şey



29 Aralık 2011 Perşembe

Eskişehir Yolculuğumdan



Evet, Eskişehire gidiyorum ve söylediğim gibi, yolculugum hakkında yazıyorum bugun. Öyle edebiyat parçaladığımı sanıyorsanız,yanılıyorsunuz. Gayette -daha önce belirttiğim gibi- Allah ne verdi yazıyorum.

İlk planım, sabah 7de uyanmak, aheste aheste hazırlanmak ve Büyükçekmece'ye gidip servise binmekti. Fakat, gece uyuyamayıp,gündüz uyanamadığım için -bu aralar- planımda ufak değişiklikler oldu.

İtiraf etmeliyim, sabah 07:30 sularında annem aramamış olsaydı uyanmam imkansızdı. Sonuç olarak uyandım, ama tam 25 dkda hazırlanıp evden çıkmam gerekiyordu. Vay canına! Daha valizimi bile kapatmamıştım oysaki. Birden hızlandım ve şipşak hazırlandım.Kendime inanamadım. -Bir şey unutmadığımı ümit ediyorum

Evimin önünden, Büyükçekmece'ye kadar trafik vardı. Kazacığım sağ olsun, geç kalmayı başardım. 5 dakikalık yolu tam 20 dakikada gittim. Allahtan acentayı aradım da servisi beklettiler çok şükür.

Saat 08:15'te serviste olmam gerekirken, saat 08:22'de servise adım atmayı başardım.Serviste beni bekleyen insanlar, ''Kim bu geç kalan?'' diye düşünmeden edememiştir eminim.Servise arka kapıdan binmeme rağmen, bütün kafaların bana dönmesi,bütün gözlerin üstümde olması bu sebepten olsa gerek.
Her neyse, kocaman gülümsedim ve servisi bekleten ben değilmişim edasıyla gözüme kestirdiğim cam kenarı koltuga oturdum.

Servis Avcılar'a geldiğinde gerçek anlamda doldu ve ben hala,butun koltuklar boşçasına yanıma koyduğum laptop'ımı almıyordum.YUH diyorum kendime ama çaktırmıyorum tabii.Yine,hiç bir şey yokmuş gibi yanımda oturmak için bekleyen hanım teyzemize gülümsedim ve laptop'ımı kucağıma aldım.
Teyze, kucağında 1 m yüksekliğinde 50 cm genişliğinde beyaz bir poşetle inatla oturmaya çalışıyordu. ''Rahatsız etmiyorum değil mi? Kehkehköh'' diyerek gülümsedi ve çabasını sürdürdü ama baktı olmuyor - farkına varması beni gerçekten mutlu etti çünkü camla bir olmuştum! hah!- kucağındaki devasa poşetini arka bölüme koydu.

Avcılarda nedenini bilmediğim bir durum dolayısıyla uzunca bekledik. Daha sonra yola çıktık, bir uyumuşum bir uyumuşum ki sormayın. Kulağımda dostum,kulaklığım. Dance for you çalıyor. Koltuk biraz daha rahat olsa süper olacaktı ama o kadar da olsun dimi.

Uyandığımda Esenler Otogar,Kamil koç acentası önünde durmuştuk.Uyku sersemi valizimi,çantamı kaptıgım gibi aşağıya indim ve otobüsüme bindim. Birnevi aktarma oldu.
İstanbuldan  çıkmamız her defasında 2 saat sürüyor. Bu da demek oluyor ki, eskişehir'e 3 saatte varıyoruz. İnsanın kafasında saçma bir düşünce olarak algılansa da, düz mantık uyguladığınızda gerçekten mantıklı. Öyle bir şey işte ben de pek anlamadım.

Saat 12:00'ı bulduğunda, izmit yollarına yeni girmiş bulunduk.-şuan saat 12 ve şuan yazıyor oldugumu anlayabilirsiniz böylece. Önümde bir yarma oturuyor. Arkamda da bir İstanbul beyefendisi. Laptop karnıma göçtü göçecek, herşey önümdeki yarmanın koltugunu itme ve çekme oranına bağlı. Ben laptopı açtığımdan beri, koltuğunu yatırdı da yatırdı heeyyy maşallahhhh!!!!

Otobüsteki apranti oldukça kibar ve cömert. Servis yaparken, içeceğimi seçmem zor olmadı, çünkü hep kahve içerim! Ancak ne yiyeceğim konusu her zaman muammadır. O an ne yemek isteyeceğimi bulmam için hayalimde birkaç yemek çeşidi canlandırmam, yediğimi düşünmem gerekir. Hangisini daha çok yemek istersem, onu yerim. Otobüsteki çeşitere de bunu uygulamaya zaman olmadığından aynı zamanda kararsız olduğumdan, tutku ve meyveli kek arasında gidip geldim. İlk keki aldım, sonra keki bırakıp tutkuyu aldım- bayağı da açtım :( -apranti de, ''isterseniz ikisini de alabilirsiniz buyrun'' dedi. Ben de kırmadım tabii. Aldım silip süpürdüm haha.

Kamil koç'un rahat hat olarak adlandırdığı otobüsler gerçekten rahat. Sol camdaki koltuklar tekli, sağ camdaki koltukar çiftli. Ben her zaman tekli koltukları tercih ediyorum. Daha rahat olduğu kesin ve net. Yanınızda sıkıştıran da yok, ohh ne rahat. Bu arada iyi de reklamını yaptım kamil koçun haha. Neyse para meselesini sonra konuşuruz . ( :D )

Her zaman olduğu gibi zannediyorum ki yarım saate kadar Adapazarında mola vereceğiz. Oturmaktan kıçım dümdüz oldu yani bi mola verelim diyorum bi zahmet !!
Laf aramızda, gören de iş kadını zanneder beni. Açmışım laptopımı hararetli hararetli yazıyorum. Neyse çaktırmayalım.
Şimdi saat 12:22 ve daha sonra tekrar yazmak üzere kapatıyorum. Mola verdikten hemen sonra devam edeceğim. Öpüyorum.

Saat 14:00
Molamız çoktan bitti.Şuanda zannediyorum ki,bilecik yolundayız.Yaklaşık 1 saate Eskişehire varacağımı tahmin ediyorum.

Her zaman soylerim, adapazarı dondurucu soğuk. Yazın aşırı serin, kışın ölümüne soğuk. Anlayamadım gitti, Eskişehir bile daha sıcak.

Molamızı Tunatan dinlenme tesislerinde verdik. Eski dinlenme tesislerine göre oldukça güzel bir tesis bence. Eskişehir'den İstanbul'a dönerken mola verilen tunatan daha da güzel.Manzarası harika.Dönüşte çekip,sizlerle paylaşacağım.

Dikkatimi çeken bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum, Adapazarı-Bilecik yolundaki dağ diyebileceğim kara parçalarının tepelerinde karlar var. Bu demek oluyor ki, kış gerçekten geldi..

Çok zırvalamış olabilirim ama Allah ne verdi yazacağım demiştim. İçimden gelenler bugünlük bu kadar. (Desenize, e bir zahmet bu kadar olsun !)


Sizleri seviyorum. İçimden gelen bir yazımı daha okuduğunuz için teşekkür ederim.Öpüyorum.
İçimden Gelen Her Şey /Gözde

28 Aralık 2011 Çarşamba

Günlüğüm

Günlüğüm. Yangında ilk kurtarılacaklar arasında. 


Bazı kişilere günlük tutmak çok anlamsız gelir.''Her gün yaptığını yazmanın ne önemi var?'' derler. Gerçekten, hiç anlamıyorum.Belki de ben farklı düşünüyorum.Evet,ben gerçekten farklı düşünüyorum.

Günlük tutmak,benim hayatımın bir parçası. Su içmek gibi.Nefes almak gibi.Bütünleştim ben onunla. O kadar bütünleştim ki,etrafımdaki herkes,vazgeçemediğim bir şeyi sorsanız ''günlüğü ve parfümleri''yanıtını verir.

Tuttuğum günlüklere bir şey olmasından hep çok korkmuşumdur.Gözüm gibi saklarım,korurum. Herkes okuyamaz benim günlüklerimi.Sadece içimden geldiğinde açıp okurum.

 Kendimi insanlara nazaran,günlüğüme daha çok ifade ederim. Çünkü o beni yargılamaz, soru sormaz. Sadece dinler. İç sesimi dinlememi ve yazıya dökmemi sağlar.Sevdiğim bir takım şeyleri aslında sevmediğimi, sevmek için kendimi zorladığımı farkına vardırır.Kimseye ihtiyacımın olmadığını görmemi sağlar.

İnsanlar dinler,ama sadece 'dinler'. Dinlemek çok zor değildir. Herkes dinleyebilir,ama içinden ne geçirdiğini kim bilebilir? Dinler,ama sindiremez insanlar. Seni, sen kadar anlayamaz. Yargılar. Sen anlatırken soru sorar. İşte bunların hiçbiri günlüğüne yazarken yoktur.O seni gerçekten dinler. Sen gibi dinler.Seni senden iyi kim dinleyebilir? Günlüğün de senden bir parça olduğuna göre, ona sonsuz güvenebilirsin demektir. Kendine güvendiğinden daha fazla güvenebilirsin. Sadece dinler ve sindirir o. Sen istemediğin sürece kimseye içini açmaz.

Söylemekten korktuğun, kendine bile itiraf edemediğin birçok şeyi günlüğüne yazarken bulursun kendini. Hararetli bir şekilde yazarsın. Yalnız olmak istersin. Gizlidir o. İtiraf edemediğin bir yanındır. Söylemekten korktuklarındır. Elin o kadar yorulur ki yazmaktan,ama bırakmazsın. Çünkü söyleyeceklerin bitmemiştir.

Günlük yazmak ''sabah uyandım, elimi yüzümü yıkadım,çişimi yaptım'' dan ibaret değildir. Bunu yaparsan, zaten günlük tutman anlamsızdır. Büyüsünü bozmuş olursun çünkü. Mahfetmişsindir.Saçma gelmesi de bundandır.

Bir gününü anlatmaya başlarsın, yazarsın,yazarsın... Bir bakmışsın ki, o güne dair ne duygular yaşadıysan, yazmışsındır. Kendini onun akışına bırakmazsan,bu duyguyu hiçbir zaman yaşayamayacaksın.

İşte günlük tutmak benım için bu denli önemli,anlamlı. Herşeyim diyebileceğim bir olgu o. Tam 6 senedir günlük tutuyorum. Ve açıp birkaç yıl önce yaşadığım anılara baktığımda o günlere gidiyorum,o an ne hissettiysem tekrar hissediyorum. Onları ölümsüz kılıyorum. Hayalimde canlandırıyorum.

Pişmanlıklarım,sevinçlerim,hüzünlerim,delicesine ağladığım geceler,mutluluktan havalara uçtugum günler... Bir hazine gibi benim günlüğüm. Erken ölürsem diye bir tedbirim var hatta. Günlüğüm arkadaşım Kübra Bektaş'ın olacak. İleride onu kitaplaştıracak. Bunun sözünü aldım ondan. Eğer yaşarsam, İleride gözümü karartıp ben kitaplaştıracağım onu. Bütün hazineme herkesin ulaşmasını sağlayacağım. Herkes, bende ne derece önemli olup olmadığını anlayacak. Buna hazır olduğumda bunu yapacağım.

Günlük,adı gibi her gün yazılmamalı bence. Değer verdiğiniz, ölümsüzleştirmek istediğiniz günleri yazmalısnız. İleride unutacağınızı düşündüğünüz, geriye dönüp bakmak istediğiniz şeyleri. Örneğin, çalıştıgınız iş yerlerinin isimleri,telefon numaraları, arkadaşlarınızın ev adresleri. Olur ya, bakmak istersiniz, ne olacağı belli olmaz.
Benim böyle enteresan isteklerim hep oldugu için, unutmak istemediğim her şeyi günlüğüme yazarım.

Bence,herkes günlük tutmalı. Senede bir defa bile yazsa, ilerde çocuklarıyla birlikte okurken ne kadar keyif alacağını düşünmeli. Anılarını, o zamanlardan kalıntılarla anlatmalı,aklında kalanlarla değil.

İçimden Gelen Her Şey / Gözde

19 Aralık 2011 Pazartesi

Meditasyona Başladım



Dinamik Meditasyon-OSHO





Evet meditasyona başladım. Şuanda Osho'nun The Secret adlı kitabını okuyorum ve devamlı meditasyonun insana sağladığı pozitif güçlerden bahsettiği için merak ettim, denemek istedim. Denedim ve bu zamana kadar neden yapmadığımı da merak ettim. Artık bir alışkanlığa dönüştürmeyi ve her gün düzenli yapmayı düşünüyorum. Siz de denemelisiniz !!

 Aslında bu denediğim 2. meditasyon çeşidi. İlk yaptıgım meditasyon çakra nefes meditasyonuydu ve konsantrasyonu oldukça kolaydı,yorucu değildi.

Açıkça soylemek isterim ki,bu meditasyon ilk defa yapan için oldukça zor. Bu sabah ilk defa denedim,gerçekten aşırı bir enerji verdi. Bir şehirden diğerine koşabilirdim. 

Ama şunu kesinlikle belirtmeliyim,çok yorucu. Aç karnına yapılmalı ve meditasyon bittikten sonra kesinlikle karnınızı doyurmalısınız. Yoksa benım gibi kazandığınız enerji çabuk tükenir ve kan şekeriniz düşer. Dayanıksız bir bünyeniz varsa hastahanelik bile olabilirsiniz. Abartmıyorum oldukça ciddiyim. Her neyse, karnınızı doyurun mutlaka. O zaman enerjiniz tükenmeyen bir hal alacaktır.

Ayrıca meditasyonu saçma bulanlar için aşağıdaki video gülünç olabilir. Meditasyonu gülünç bulanlar bence kesinlikle yapmamalı.Hem zaman kaybı olur,hem de enerji kaybı. 









İlk Aşama: 10 dakika
Burundan hızla nefes alıp verilir. Nefes vermeye özen gösterilerek, nefes alışın kendiliğinden gerçekleşmesine izin verilir. Nefes yoğun ve kaotik olsun. Nefes ciğerlere derinlemesine gitmelidir. Nefesinde mümkün olduğunca hızlı olurken nefes alış verişin derin olduğundan emin ol. Bunu mümkün olduğunca bütün bir şekilde yap; bedenini kasmadan, omuzlarının ve boynunun gevşek kaldığından emin ol. Kelimenin tam anlamıyla nefes halini alana kadar, nefesin kaotik olmasına — bunun anlamı düzenli, öngörülebilir olmamasıdır — izin vererek devam et. Bir kez enerji hareket etmeye başladığında, bu senin bedenini de hareket ettirecektir. Bu beden hareketlerinin olmasına izin ver, onları daha da çok enerji oluşturmak için kullan. Kollarını ve bedenini doğal bir şekilde hareket ettirmek, enerjinin yükselmesine yardım edecektir. Enerjinin yükseldiğini hisset; ilk aşamada kendini bırakma ve asla yavaş- lama.



İkinci Aşama: 10 dakika
Bedenini takip et. Bedenine, her ne mevcutsa ifade etmesi için izin ver: Çıldır !.. Bedenin, kontrolü ele alsın. Atılması gereken her şeyi serbest bırak. Tamamıyla delir... Şarkı söyle, kahkaha at, bağır, ağla, zıpla, sallan, dans et, tekme savur ve kendini oradan oraya fırlat. Hiçbir şeyi içinde tutma, tüm bedenini hareket halinde tut. Birazcık rol yapmak, başla- mana yardımcı olacaktır. Asla zihninin neler olduğuna karışmasına izin verme. Bedeninle ilgili olarak bütün kalmayı hatırla.



Üçüncü Aşama: 10 dakika
Omuzlarını ve boynunu gevşek bırakarak, kollarını, dirseklerini bükmeden mümkün oldu- ğunca yükseğe kaldır. Kaldırılmış kollarla aşağı yukarı “HUU!... HUU!... HUU!” mantrasını mümkün olduğunca derin bir şekilde, göbeğinin alt tarafında hissedip bağırarak zıpla. Her seferinde ayak tabanlarınla — topukların yere değdiğinden emin olarak — yere in. Bu sesin, seks merkezine derinlemesine darbe vurmasına izin ver. Neyin varsa ver, kendini bütünüyle tüket.



Dördüncü Aşama: 15 dakika
DUR! Kendini hangi pozisyonda bulursan, nerede olursan ol; donakal. Bedeni hiçbir şekilde düzeltme. Bir öksürük, bir hareket, herhangi bir şey enerji akışını dağıtacaktır ve tüm çaba boşa gidecektir. Sana olan her şeye tanık ol.



Beşinci Aşama: 15 dakika
Müzikle ve dansla, her ne varsa kutla! Sanki bir kutlama yaparcasına dilediğin gibi dans et.
Gün boyunca bu canlılığını beraberinde taşı
Gördüğünüz gibi içimden gelen şeyler bitmez, tükenmez benim. Zaten hep ekzantrik şeyler gelmiştir içimden.Şuanki gibi.


Deneyim edindiğim başka meditasyonları da sizlerle paylaşacağım. Öpüyorum


Gözde / İçimden Gelen Her Şey 


9 Aralık 2011 Cuma

Zordur Sevmek



(Eylül 2011)

Zordur sevmek,öyle kolay değil. Çocuk oyuncağı değildir.

Ya hep seversin yada baştan çekip gidersin. Bırakıp gitmezsin öyle yarı yolda. Verdiğin sözlerın arkasında durmayı bilirsin. 

Hata da yaparsın elbet. Ya da o hata yapar. Affetmeyi bilrsin. Sabretmeyi bilirsin. Gerektiğinde susmayı bilirsin. Haklı da olsan özür dilemeyi bilirisn. Gurur yapmazsın sırf onu kaybetmemek için. 

Dertlerını sıkıntılarını anlatır sana. Hem annesı hem babası hem kardeşi hem arkadaşı hem de sevgilisi olmayı bilirsin yeri geldiğine. Derdine derman olursun. Olamasan da yanında olduğunu hissettirisin bir kere.

Kavgası bile tatlı olmalı aşkın. Sinirlendin diye ağzına ne geldiyse söylemezsin. Kalbini kırmamak için özen gösterırsın. Oldu ya yaptın bi hata, kırdın kalbını. Özür dilemesin, bilirsin. Kendını affettirmeyi bilmelisin önce.

Onu tanımayı bilmelisin. Aşka seyirci kalmamayı bilmelisin. Sadece sen ya da o emek vermemeli bu ilişkiye. İki tarafında üstüne düşeni yapması gerektiğini öğrenmelisiniz. 

Çok geldi değil mi, bu kadar şeye katlanmak çok ve zor geldi. İşte aşk öyledir. Zordur ve herkesin başarabileceği bir şey değildir. 

Zorluğunun farkında olmadan bu maceraya atılan herkes katildir. Bir kalp öldürmüştür o, artık masum değildir. Çekip gitmiştir, kırmıştır, kandırmış, aldatmıştır. Belki de kendini kandırmıştır, kim bilir. Başarabileceğini zannedip atılmıştır,ama yanılmıştır.

Katil olmak çok kolay, aşkı başarabilmek çok zor. 

Ve insanlar, hep kolayı seçer

Gözde / İçimden Gelen Her Şey 

8 Aralık 2011 Perşembe

Bağlanmak Korkutur


Bağlanmak korkutur.

Korkar insan bazen. Aynılıklardan korkar belki de.


Gerçekten korkmalımıdır insan? Yoksa cesaretini toplayıp yeni bir şeylere başlamalı mıdır? Cesaretini toplaması bile onu yoracakken, buna değer midir? 

Herkes aynı mıdır? Bütün o karmakarışık ilişkiler –daha doğrusu kandırmacalar- neden hep aynı sonla biter? Bu denli güzel duyguları neden kahrolası kendini bilmezin biri piç eder?

Korkmamalıdır insan. Korkup kaçmak korkakların işidir. Cesaretini yitirmek onlara verilecek en güzel hediyedir. Sen ona benliğini vermişken kalkıp bir de bu hediyeyi vermek fazla değil mi ? Neden bir kere olsun kendine güvenmiyorsun? Yeterince onun götünü kaldırmadın mı?

Kötü şeyler yaşasa da korkmamalı insan. Her zaman ayağa kalkıp yoluna devam etmeyi bilmeli,yılmamalı. Herkes belki aynı değil,sana denk gelen bu. Aynılıklar içinde gelmiş gitmiş bu zamana kadar yaşamın. Senin şanssızlıgın belki de. Bunun için kimseyi suçlamamalısın. Hatayı başkasının üstüne yıkmadan önce kendınde aramalısın. İnsan kendi hatalarını çok zor görse de, içinde bastırdıgı o sesi, o duymak istemediği, o kısık sesle bağıran sesi elbet bir gün duyar. Duymak için geç kalmaktansa, neden o sese en başından kulak vermiyorsun?

Belki de onları yaşaman gerekiyordu,acı çekmen,günlerce,gecelerce ağlaman gerekiyordu. Hayata hazırlıyordu belki de bunlar seni. Şükretmelisin. Yaşadıgın,acı çektiğin için artık daha güçlüsün.

Her seferinde daha az üzüleceksin,kalbin taşlaşacak. Çok mu ağır konuştum? Bil istedim. Bil ki, bunlarla karşılaştıgında daha az üzülesin.

Heyecanlanacaksın,seveceksin,sıkılacaksın,ağlayacaksın,nefret edeceksin ve hissetmeyeceksin. Aynı bunları yaşamadın mı? İtiraf etmelisin bence.

Aklına gelecek,güleceksin belki de,arkadaşların senınle dalga geçecek sen de ‘Evet ya ona nasıl bakmışım ben?’  diyip geçeceksin. Hatta onlardan çok sen dalga geçeceksin. ‘ha birde şunu hatırlıyormusunuz ya …?’ diyerek ekleyeceksin. Bunları da bilmelisin.

Bu kadar şeyi bilmişken, neden hala korkuyorsun? Korkmamalısın, ders almalı ve hayata devam etmelisin.

Çünkü insanlar senden vazgeçebiliyosa ve sende bir insansan, sen de vazgeçebilirsin.

‘’Korkmaktan’’

Gözde/İçimden Gelen Hersey

İzleyiciler