14 Ocak 2012 Cumartesi
İçki, Bardağında İçilir.
İçki, bardağında içilir. Aksini savunanı alnının çatısından vururum.
Büyülü, duygulu bir olgudur içki. Her zaman içersen bir özelliği kalmaz bence. Özel günlerin bir simgesidir. O an nasıl hissediyorsan, körükler. Mutluysan daha mutlu, üzgünsen daha üzgün olursun.
Bir de her içkinin kendine has bardağı vardır. Ben tutup da şarabı, su bardağında içmem, içemem. Hiç bir tat alamam o şaraptan. Koyacaksın kafam kadar kadehe şarabı, öyle içeceksin. Biraz da sohbet oldu mu, değmesinler keyfime.
Rakıyı çay bardağında içenler var. Abi yapmayın, etmeyin n'olur. Rakı bardağı mı yok evinde? Yoksa, rakıya o kadar para veriyorsun, seviyorsun belli ki, bardağını mı alamıyorsun? Alamıyorsan da, 70lik değil de 35lik alıver, yanına da altılı bir rakı bardağı al. Hem paranın çoğu cebınde kalır, hem de ağız tadıyla içersin içkini. Üslübuyla içersin. Hem senın çay bardağına duble sanarak koyduğun o rakı, rakı bardağında 'tek' oluyor bilmiyor musun? Senin 10 duble rakı içtim diye hava attığın o içki, rakı bardağında 5 dubleye tekabül eder a benim cahilim.
Neyse, 70likten vazgeçemem diyorsan, söyle de sana bir altılı rakı bardağı göndereyim. Sevaptır.
Bardağıyla içilmesi zorunlu tek içki sanırım tekila. Ya da durun durun! Onu likör bardağına koyup içen de vardır. Cidden var mıdır? Onu yapan vardır da, anca onu yapabilir zaten, koysun bakalım tekilayı su ya da çay bardağına, içebiliyor mu! Yapmayın, etmeyin!
Takıntılarımdan biri de bu işte. Rakı, rakı bardağıyla, kırmızı şarap kafam kadar kadehlerde içilir. Her içki, bardağında güzel. Hem ortamın kalitesini arttırır, hem de içtiğiniz içkiden tat alır,daha zevkle içersiniz.
Gözde/ İçimden Gelen Her Şey
Santral İstanbul
Birlikte gitmemize neden olan, arkadaşımın eserinin Redbull Yaratıcı Kutular Sergisinde yer almasıydı.
Hem tüm eserleri ben de görmek istiyordum hem de uzun zamandır sergiye gitmemiştim, güzel bir vesile oldu.
Gelelim, ilk sergimize.
İlk olarak, Redbull Yaratıcı Kutular Sergisine girdik. Arkadaşımın eseri sergide oldugundan, giriş ücreti vermedik. Bizi buyur ettiler diyebilirim. Santral İstanbul'a giderken bayağı hayaller kurmuş, makarasını yapmıştık zaten -Nasıl ücret ödemem gerekir! Benim içeride eserim var! Bana müdürünü çağır! , gibi. (Gülmemiş olabilirsiniz ama o an komikti)
![]() |
| Redbull Hayal Ağacı |
Sergide 50 eser var. 26. eser de yukarıda görmüş olduğunuz eser, arkadaşımın eseri. Eserlerin hiç biri, resimlerden bakmakla anlaşılmıyor, yakından gördüğünüzde, 'Oha! bu resimdeki eser mi?' diyesiniz geliyor. Örneğin şuan, resimdeki ağacın üstünde bir ev oldugunu göremiyorsunuz. Bir kapı ve bir penceresi olduğunu göremiyorsunuz. Ben de görememiştim. Bugün dibine kadar girdim, inceledim.
![]() |
| Benmiyim o? Evet ben ve hayal ağacı! |
![]() |
| Kızın eseri sergide lütfen dağılalım |
Sergide çok beğendiğim diğer eserlerden de bahsetmek istiyorum. Hepsini beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Elbet bir emek söz konusu fakat zevkler tartışılmaz.
Atlı karınca, en beğendiğim eserlerden. Çok emek harcandığı, gecelerce yapılmak için uğraşıldığı açık ve net. Helal olsun diyebilirim.
![]() |
| Haticeciğime selam olsun :D |
Beğendiğim eserlerden diğeri. Müzik çalıyor ve kumandasıyla müziği değiştirebiliyorsunuz. Arkasında hafıza kartı girişi var. Çok eğlendim açıkçası bu eserle, ilgi çekici oldugunu söylemek isterim.
Bu sergiden sonra, çok merak ettiğimiz İklim Değişikliği Sergisine gittik. Sergi inanılmaz kaliteli olmuş. Çok para harcandığı her halinden belli oluyor. Bilgilendirici ve eğlenceli bir sergi.
İçeride ilk bilgisayarlardan biri, ilk çıkan ampuller ne ararsanız var. Nasıl daha az enerji tüketebileceğimizi anlatan ve teşvik eden eserler mevcut.
Küresel ısınmayı nasıl önleyebiliriz ve bunun için neler yapmalı, bu gibi bütün soruların yanıtları eserlerde ayrı ayrı incelenmiş. Sergiden çıktıgınızda bilgi dolu oldugunuzu hissediyorsunuz.
Aynı zamanda, atladıkları bır nokta olup olmadıgını da öğrenmek için not yazıp, panoya iliştirebileceğiniz bir bölüm de yapmışlar. Notumu yazdım ve ben de iliştirdim panoya.
Bu da yaşlı bir ağaçtan bir dilim. Üstündeki büyüteci kaydırarak ağacı daha yakından inceleyebiliyosunuz. Tıpkı bir nakış gibi, her santimi. Özenle dokunmuş gibi.
![]() |
| Şöfeer Hatice |
Sergi çıkışına geldiğinizde, maket bir otobüsle karşılaşıyorsunuz. Hatice ile nasıl eğlendik sormayın. Bir ben şöför oldum, bir o şöför oldu. Sonra da ben yolcu oldum.
![]() |
| Boş otobüste ayakta giden Türk insanı |
Otobüs ne alaka? diye soruyorsanız, toplu taşıma araçlarını kullanmanın daha az çevre kirliliğine yol açmasından yola çıkılmış. Hem mantıklı olmuş, hem de eğlenceli olmuş. Ben sevdim.
Santral İstanbul, beklentilerin çok çok üstünde bir yer. Bir günde tüm aktivitelerini tamamlayamayacağınız, en az iki gününüzü ayırmanız gereken bir yer. Biz bir günde sadece sergileri gezebildik. Elektrik santraline bile giremedik, süper dekore edilmiş cafede yemek bile yiyemedik. Başka bir gün tekrar gidip kalanları halletmeyi düşünüyoruz.
Santral İstanbulu sevdim. Gitmenizi tavsiye ederim. Üstelik Taksim Atatürk Kültür Merkezinin önünden servisleri kalkıyor. Yani, çok zor değil. Öpüyorum.
Gözde/İçimden Gelen Her Şey
12 Ocak 2012 Perşembe
Dostlar!
Dost mu? Hah! Gülerim ben buna işte.
Dostlar vardır. İsimleri dosttur. Sadece isimleri. Her zaman yanımızda olacağını soylerler, olurlar da. Her zaman değil, hayatımızın sadece bir kısmında olurlar. Bir yere kadar bize eşlik ederler ve giderler. Kendi yollarını, kendilerine daha cazip gelen yolları, fırsatları, kişileri seçerler ve bizi hiç düşünmeden giderler. Gidiyorum demez dostlar. Yavaş yavaş çıkarlar hayatımızdan. Bağlar yıpranırcasına, koparcasına. Her şeyin farkındasınızdır,her şeyi görürsünüz ama engel olamazsınız.
İnsanı en çok üzen olaylar, hep en sevdiklerinin başının altından çıkar. Doğrudur. Seversiniz, değer verirsiniz, onu hayatınızın bir kısmına koyar, 'Dost' dersiniz. Biliyormusunuz? Kendinizi kandırmaktan başka bir bok yapmıyorsunuz.
Kimse başkasını, kendini sevdiğinden çok sevmez ve kimse başkasını, kendını düşündüğünden çok düşünmez. Bu böyledir. Kimse bana palavra anlatmasın. Herkes en çok kendini sever ve düşünür. Böyle de olması normaldir. Normali bu olduğu için, kimse bana 'Seni canımdan çok seviyorum' demesin. İnanmam çünkü. Kendinizi düşürmekten başka bir şey yapmazsınız. Bir de palavracı olursunuz gözümde. Battıkça, batarsınız. En dibe.
Size bir şey söyleyeyim mi? Kimsenin dostu yoktur. Herkes yalnızdır. Etrafınızda birçok insan olabilir. Bir çok tanıdığınız, yakın arkadaşınız, akrabanız, onlarca sevgiliniz olabilir. Siz yalnızsınız. Bir çok insan arasında, yok denecek kadar az ve yalnızsınız. Kendinizi kandıran, 'Asla yalnız kalmam' diyerek kendınızı avutan, çaresiz, küçücük, savunmasız yaratıklarsınız. Gerçekçilikten uzak, gözünün boyanmasına izin veren, gerçeği içinizde bir yerlerde bile bile, buna inanmak isteyen ve kendınızı kandıran yaratıklar.
İnsanın doğduğundan itibaren, bir dostu vardır. İnsanın dostu, kendisidir. Hayatınız boyunca, kendınızı anlayabileceğiniz kadar, kimseyi iyi anlayamazsınız. Korkmadan ve kuşku duymadan sırlarınızı anlatabileceğiniz bir 'siz' daha yoktur. İnsanın tek dostu kendidir.
Zor günlerinde sizi yalnız bırakmayan tek dostudur insanın kendısı. O hep sizledir. O sizsinizdir. Ölene kadar sizinledir.
İşte ben bu dostluğa inanır, ebedi dostluk derim. Asla yarı yolda bırakmaz, sizi terk etmez ve size yalan söylemez. Siz gülerken güler, ağlarken ağlar. Sonra, sizi toparlamaya başlar. Size yardım eder. Güç verir. Kuvvet verir. Akıl verir. Karşılıksız yapar bunu, bir çıkarı yoktur. Dedim ya, o sizsiniz. Tek dostunuz, kendinizdir.
Dostluğa inancını yavaş yavaş kaybeden insanlardanım. Bu cümleleri yazdıran da, hayal kırıklıklarım. Uzun zamandır, tek dostum, benim. Böyle daha mutlu ve huzurluyum. Kimseye ihtiyacım olmadıgını bu şekilde çok daha iyi anladım. O eski, kalabalığın içindeki yalnızlığımın nasıl bir kuyu olduğunu, nasıl derin, çaresiz ve sonu belli olmayan bir boşluk olduğunu, en iyi dostumun, kendim oldugunda anladım.
Uzun zamandır, 'Dostum' yok benım. Onlar sadece, arkadaşım artık. O kelimeyi hak edecekleri günler geride, çok geride kalmış meğer. Hayatımın sadece bir bölümünde. Ona dosluk değil, yol arkadaşlıgı derim ben. Hayatın bir getirisi. Dost, yol arkadaşlığı değil, ebedi yolculuktur bende. Sadece, bende.
Hayatım boyunca, akıl aldığım ve uyguladıgım zamanlar, on parmağımı geçmez. Her zaman kendi işimi kendim hallettim, kimseye minnet etmedim. Ben hep yalnızdım. Çok arkadaşım varken de, sayılı arkadaşım varken de. Ben böyle büyüdüm, olgunlaştım. Her sorunumun üstesinden kendim geldim. Yeri geldiğinde saf oldum, hatalar yaptım. Yeri geldiğinde çok kurnazdım, saman altından su yürüttüm. Ama kendim yaptım. Kimseden akıl almadım. Aslında hep yalnızmışım ve her zaman tek bir dostum varmış benım. Kendim.
Dostlarınıza iyi bakın! Gerçekten sizinleler mi? Zamanı geldiğinde kendi yollarına gideceklerini göremiyormusunuz hala? Göremiyorsanız, bir daha okuyun bu yazdıklarımı. Anlarsanız, belki ilk adımı atan siz olursunuz.
Tek Dostunuz, Kendiniz !
Gözde/İçimden Gelen Her Şey
10 Ocak 2012 Salı
#Buz Pateni Yapmayı Öğrendim. #Kayak Yaptım.
Tarih:19-21.01.10
Bu aktiviteleri çok önceden yapmış olmama karşın listemde bulunduğu için yazmak istedim.
Uludağa lise yıllarında, okul gezisi ile gitmiştim. Klasik geziler gibi cuma gecesi yola çıkış ve pazar gecesi dönüş vardı. Aslına bakılırsa sadece turizm liseleri için klasik çünkü diğer meslek liselerine,düz anadolu ve düz fen liselerine sadece günübirlik gezilere izin veriliyor. Son 4 5 yıldır, turizm liselerine bu konuda ayrıcalık tanındı. Gerçekten harika bir ayrıcalıktı.
Cuma gecesi, 22:00'da okul önünde toplanıp yola çıkmıştık. Hocalar ön koltuklarda oturuyor diye herkesin arka koltukları kapma çabaları ve aynı zamanda cam kenarında oturma tartışmaları. Liseliyiz, ergeniz tabii. İlk 2 3 saat kaynaşmalar, ergen şakaları, ergen muhabbetleriyle geçti ve sonra patır patır dökülüp çoğumuz uyuduk.
Sabahın körü bir saatte Bursa'daydık. O zamanlar saçma ve gereksiz bulduğum camii gezileri, tur rehberlerinin anlattığı fakat benim bir kulağımdan girip öbür kulağımdan çıkan camiilerin tarihleri. Ayakkabılarımı çıkarmaya üşendiğimden girmediğim camiiler. Şimdi olsa girerdim diye düşünüyorum, çünkü sergiler, müzeler,camiiler artık daha çok ilgimi çekiyor ve gidip görmek istiyorum. Fakat hava çok soğuk olduğundan yine bir üşenme payım da olabilir. Sanırım, merakım üşenmeme ağır basar.
1 otobüsü idare edemeyen tur liderimiz. Tanrı onu kutsasın. Resmen grubun bir kısmı camiide kalmıştı, biz turu tamamlamak üzereydik ve kimse fark etmedi. Sonuç olarak grup tamamlandı ve otele geçtik.
Çok şanslıyız ki, otelin süit odasında 5 kız kalmıştık. Zaten -biraz turizmci gibi konuşayım- 3 twin bed 1 french bed vardı. Tam sığmıştık anlayacağınız. Belki de anlamayacağınız. twin bed'i ve french bed'i bilenler anladı. Neyse Kapatalım.
Geziye gelen hocalar, süit odamızla,kendi odalarını değiştirmemiz için ricada bulunmuştu fakat biz kibarca geri çevirmiştik.
Tur rehberiyle bayağı samimi olmuştuk ama o da yalaka şerefsizin biri çıktı neyse o konuya girmeyelim. Süit odayı almış olmamız birazda samimiyetimizden kaynaklanıyor olabilir. Neyse üzümünü ye bağını sorma demişler.
Kayak pantolonu ile buz pateni yapan kro - Ben
Otele yerleşttikten sonra, Fahri otele buz pateni yapmaya gittik(Büyük Otelde konaklıyorduk). Yanlış hatırlamıyorsam 40 dakikası 20 TL gibi bir ücreti vardı o zamanlar. Açıkçası normal paten kaymış olanlar için olanlar için buz pateni yapmak, patenlerin üstünde durmak hiç zor değil.
2 3 defa inanılmaz düşmüş olsamda, yılmadan kaymaya devam ettim.
Ertesi gün, kayak yapma kararı aldık. Çok biliyormuşuz gibi hah! 10 kişi 1 kayak hocası tuttuk (burada random gülmek istedim ama yazımın içine etmek istemediğimden kendimi engelliyorum).
1 saat, 10 kişi doğal olarak sadece kar sapanını öğrenebildik. Bu duruş, ağırlığınızı dizlerinize verip, dizlerinizi kırmanız ve ayaklarınızı uçları bırbırıne bakacak şekilde tuttuğunuz duruş. Çok zor değil. Hatta en kolayı. Bütün kayağı kar sapanıyla tamamladım. Komedi açıkçası. Üstelik, telesiyejle zirveye çıktık. O derece havalıyız yani, bu işi biliyoruz ya ! Her neyse, düşe kalka o zirveden nasıl indim ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Hatta öyle düştüm ki, kayaklar ayağımdan fırladı ve ayarını bozdum o derece. Allahtan bir bilen durdu da, kayağımı ayağıma göre ayarladı. Yoksa kurda kuşa yem olurdum mazallah.
En son, tam vardım derken bir daha düştüm. Bu düşüş hit düşüşümdü. Düşüş esnasında aklımda tek soru vardı : Öldüm mü lan?. Ölmediğimi fark edince, tüm acılarımı yok sayıp kaymaya devam ettim. Nasıl bir hırs yaptıysam artık, ölümüne kayak yapıyorum.
![]() |
| Selam ! 38342 kilo olduğum zamanlardan merhaba! |
Kayak yapmayı bitirdiğimde, yürüyemez haldeydim. Sağ bacağımın dizden aşağısında feci bir ağrı. Kırıldı sandım. Doktora gittiğimde düşüşümü anlattım ve bana söylediği tek söz: Kemiklerin sağlam olmasa bacağın sizlere ömürdü yavrum,sadece incinmiş. İki bacağımı karşılaştırdığımda, incinen bacağım diğerinin iki katı olmuştu. Bileklikle daha rahat yürüyordum. Yaklaşık 1 haftada düzeldi, derin bir oh çektim.
Gezi dönüşünde, Bursa'da iskender yemeyi ihmal etmedik. Ne yalan söyliyim, hiç beğenmedim. Hadi biraz reklam yapayım, Büyükçekmecedeki Bursa İskenderin iskenderi bile daha güzel, hatta hayatımda yediğim en iyi iskender diyebilirim.
Ertesi gün ingilizce sınavım vardı hiç unutmuyorum. Fiillerin 2. ve 3. hallerini artık nasıl ezberlediysem, hala aklımda. Bunu da neden yazdığımı bir bilsem, o zaman hayat daha güzel bir yer olacak.
Ben bu geziyi, unutulmaz uludağ olarak adlandırıyorum. İnanılmaz eğlendiğim ve hayatımın ilklerini gerçekleştirdiğim bir geziydi.
Uludağ ölmeden mutlaka görülmesi gereken, huzur dolu bir yer.Yanınızda 2 3 kafa dengi arkadaşınız oldu mu, tamamdır !
Gözde/İçimden Gelen Her Şey
8 Ocak 2012 Pazar
Parfümün Etkisi
Parfüm! Tanrım ! Orada bir durun derim.
Hayatımın en anlamlı parçalarından biri. Parfümlere bayılırım,çeşit çeşit alırım,paramı parfümlere yatırabilirim. Bu benim için bir israf değil,kazançtır. En az 3 çeşit olmazsa sinir olurum,kafaya takarım.
Her zaman aynı parfümü sıkmaktan hoşlanmam.Her duştan sonra parfümlerimi tek tek koklarım,ruh halimi hangisi yansıtıyorsa, onu sıkarım. Bir sonraki duşa kadar,aynı parfümü sıkmaya devam ederim.
Her parfümü kullanmam,özenle seçerim. Karar vermem çok zordur. Benim kullandığım,özenle seçtiğim,büyüsüne kapıldığım parfümü arkadaşlarımın kullanmasını istemem.Beğenip alırlarsa,o parfümü kullanmayı bırakırım. Arkadaşlarımın kullanmadığı başka bir parfüm alırım ya da o parfümü çok seviyorsam o arkadaşımla buluşurken sıkmamak üzere kullanmaya devam ederim.
Parfümün akılda kalıcı etkiler bıraktığını düşünüyorum. Yolda yürüyorsunuz. Yanınızdan biri geçti ve Ahmet'in kullandıgı parfüm kokuyordu. 'Ahmet mi burada?' ya da 'Yoksa o Ahmet miydi?' diye birçok soru aklınıza gelir.Hiç ortada yokken, sadece bir parfüm koktugu, Ahmet'in parfümü koktuğu için aklınıza Ahmet geldi. Parfüm gerçekten akılda kalıcı etkiler bırakır.
Bazı parfümler vardır, ben onlara 'Ucuz Parfüm' derim.Pahalı olmamasından değil,ucuz koktugundan. İsterse dünyanın en pahalı parfümü olsun, önemi yoktur benım için. Midemi kaldıran, koklamaya tahammül edemeyeceğim, bedava verseler kullanmayacağım ve klişe kokan parfümler benim için ucuz parfümdür.
Yanımdan geçen çoğu insanda buna rastlarım.Anında da dile getiririm. Tepkim 'Iyy ucuz parfüm koktu' olur. Buna en çok şahit olan arkadaşım Serim olabilir. Okuldaki çoğu kız ucuz parfüm kullandığından,devamlı dile getirmem çok doğal sanırım.
Bir de şuanda vazgeçmeye çalıştığım 'Boş parfüm şişesi' takıntım var. Parfümü kullanırım,biter. Şişe boş haliyle diğer parfümler arasında yıllanır, gider. Bunu sırf parfümün kokusunu unutmamak için yaparım. Aynı zamanda Onu kokladığımda o zamanlar yaşadığım bir takım olayları hatırlamak için. Kötü bir görüntü oluştursa da- kötüden çok görmemişin parfümü olmuş görüntüsü- benim için önemli. Yavaş yavaş atmaya başladım boş şişelerimi nihayet. Atmadan önce koklamayı da ihmal etmedim tabii. Yine o günlere gittim sonra kendime geldim ve şişeyi attım. Tanrım! Benim için çok zordu.
Gelelim, erkeklere. Parfüm kullanmayan erkek yanıma yaklaşmasın. Yaklaşmak istiyorsa, kendine bir parfüm alsın LÜTFEN. Parfümün nerden alındığı, ne kadara alındığı umrumda değil. Ucuz kokmasın, kalıcı ve etkileyici koksun yeter.
Bu zamana kadar, en çok hoşuma giden erkek parfümleri one million ve hugo boss(boss) oldu. Otobüste, sokakta, metroda kim onu sıktıysa içimden koca bir 'HELAL' derim. Övgüler yağdırırım. 'Zevkli çocukmuş,aferin.' gibi. Ya da kimin sıktığını bilmiyorsam ama koku sağdan biryerlerden geliyorsa, 'Kim bu parfümü sıkan laaaann ' demeden edemem. İmkanım varsa çaktırmadan kokunun geldiği yöne giderim. Aşırı merak ederim.
Parfümlerim de, günlüğüm gibi ' Yangında ilk kurtarılacaklar' arasında. Gün geçtikçe artan takıntılarımdan ilk 2 de. 1. si de zaten Günlüğüm'dü biliyorsunuz.
Severim, sevin, kullanın ve parfümün ne kadar etkileyici olduğunu görün. Parfüm, şişe içinde duran kokulu bir sudan ibaret değildir. Bir şişe içinde, kullandıkça anılarınızı mühürleyeceğiniz, hatırlamanızı sağlayacak,etkileyecek,etkilenecek bir buluş o Benimse vazgeçemeyeceğim bir şaheser.
Gözde/İçimden Gelen Her Şey
Hayatımın en anlamlı parçalarından biri. Parfümlere bayılırım,çeşit çeşit alırım,paramı parfümlere yatırabilirim. Bu benim için bir israf değil,kazançtır. En az 3 çeşit olmazsa sinir olurum,kafaya takarım.
Her zaman aynı parfümü sıkmaktan hoşlanmam.Her duştan sonra parfümlerimi tek tek koklarım,ruh halimi hangisi yansıtıyorsa, onu sıkarım. Bir sonraki duşa kadar,aynı parfümü sıkmaya devam ederim.
Her parfümü kullanmam,özenle seçerim. Karar vermem çok zordur. Benim kullandığım,özenle seçtiğim,büyüsüne kapıldığım parfümü arkadaşlarımın kullanmasını istemem.Beğenip alırlarsa,o parfümü kullanmayı bırakırım. Arkadaşlarımın kullanmadığı başka bir parfüm alırım ya da o parfümü çok seviyorsam o arkadaşımla buluşurken sıkmamak üzere kullanmaya devam ederim.
Parfümün akılda kalıcı etkiler bıraktığını düşünüyorum. Yolda yürüyorsunuz. Yanınızdan biri geçti ve Ahmet'in kullandıgı parfüm kokuyordu. 'Ahmet mi burada?' ya da 'Yoksa o Ahmet miydi?' diye birçok soru aklınıza gelir.Hiç ortada yokken, sadece bir parfüm koktugu, Ahmet'in parfümü koktuğu için aklınıza Ahmet geldi. Parfüm gerçekten akılda kalıcı etkiler bırakır.
Bazı parfümler vardır, ben onlara 'Ucuz Parfüm' derim.Pahalı olmamasından değil,ucuz koktugundan. İsterse dünyanın en pahalı parfümü olsun, önemi yoktur benım için. Midemi kaldıran, koklamaya tahammül edemeyeceğim, bedava verseler kullanmayacağım ve klişe kokan parfümler benim için ucuz parfümdür.
Yanımdan geçen çoğu insanda buna rastlarım.Anında da dile getiririm. Tepkim 'Iyy ucuz parfüm koktu' olur. Buna en çok şahit olan arkadaşım Serim olabilir. Okuldaki çoğu kız ucuz parfüm kullandığından,devamlı dile getirmem çok doğal sanırım.
Bir de şuanda vazgeçmeye çalıştığım 'Boş parfüm şişesi' takıntım var. Parfümü kullanırım,biter. Şişe boş haliyle diğer parfümler arasında yıllanır, gider. Bunu sırf parfümün kokusunu unutmamak için yaparım. Aynı zamanda Onu kokladığımda o zamanlar yaşadığım bir takım olayları hatırlamak için. Kötü bir görüntü oluştursa da- kötüden çok görmemişin parfümü olmuş görüntüsü- benim için önemli. Yavaş yavaş atmaya başladım boş şişelerimi nihayet. Atmadan önce koklamayı da ihmal etmedim tabii. Yine o günlere gittim sonra kendime geldim ve şişeyi attım. Tanrım! Benim için çok zordu.
Gelelim, erkeklere. Parfüm kullanmayan erkek yanıma yaklaşmasın. Yaklaşmak istiyorsa, kendine bir parfüm alsın LÜTFEN. Parfümün nerden alındığı, ne kadara alındığı umrumda değil. Ucuz kokmasın, kalıcı ve etkileyici koksun yeter.
Bu zamana kadar, en çok hoşuma giden erkek parfümleri one million ve hugo boss(boss) oldu. Otobüste, sokakta, metroda kim onu sıktıysa içimden koca bir 'HELAL' derim. Övgüler yağdırırım. 'Zevkli çocukmuş,aferin.' gibi. Ya da kimin sıktığını bilmiyorsam ama koku sağdan biryerlerden geliyorsa, 'Kim bu parfümü sıkan laaaann ' demeden edemem. İmkanım varsa çaktırmadan kokunun geldiği yöne giderim. Aşırı merak ederim.
Parfümlerim de, günlüğüm gibi ' Yangında ilk kurtarılacaklar' arasında. Gün geçtikçe artan takıntılarımdan ilk 2 de. 1. si de zaten Günlüğüm'dü biliyorsunuz.
Severim, sevin, kullanın ve parfümün ne kadar etkileyici olduğunu görün. Parfüm, şişe içinde duran kokulu bir sudan ibaret değildir. Bir şişe içinde, kullandıkça anılarınızı mühürleyeceğiniz, hatırlamanızı sağlayacak,etkileyecek,etkilenecek bir buluş o Benimse vazgeçemeyeceğim bir şaheser.
Gözde/İçimden Gelen Her Şey
3 Ocak 2012 Salı
Gökyüzü Olmak İsterdim
Gökyüzü olmak isterdim...
Uçsuz bucaksız.
Gökyüzü,içinde her rengi barındıran.
Karanlıkta ve aydınlıkta,
Her zaman içinde bir ışık olan.
Karanlıktaki umutsuzluğumda,
Bir yıldız, umut veren.
Yönümü bulmamı sağlayan.
Güneş,aydınlanmamı sağlayan.
Aydınlığa sahip olmak isterdim.
Gökyüzü olmak isterdim...
Lacivert,kırmızı,sarı,yeşil ve mavi.
Gökyüzü olmak isterdim...
İçinde her rengi barındıran.
Bazen bulanık,buğulu,sisli.
Ardında koca bir sır saklayan.
Sislerin bir yanında,aydınlığı gizleyen.
Gökyüzü olmak isterdim...
Her şeyi saran, sarmalayan.
Her şeye sahip olan.
İçinde her rengi barındıran.
Gözde/İçimden Gelen Her Şey
1 Ocak 2012 Pazar
Hata
Hata yaparız bazen. Yapmak istemesekte. Ama yaparız, bazen bilmeden, bazen farkındalık içinde. Bir o kadarda umursamazca.
Hayat. İçinde yaşadığımız, ne getireceği belli olmayan. İsteklerimiz dışında bize herşeyi sunan bu hayat. Bazen hayata yükleriz hatalarımızı. Kaçarız. Kaçtığımızı sanarak,yaşarız. Yük almak korkutur. Hatalarımızın altında ezilmekten korkarız.
Farkında olsak da,duymamazlıktan geliriz. İçimizden doğrular geçtiğinde silkelenip kendimize gelmeye çalışırız.Sadece bir anlığına.
Hayatım boyunca, koca bir keşke dediğim 2 hatam oldu. Hatalarımı, pişmanlık olarak görmem. Beni olgunlaştıracağını bilirim. Aynı durumla karşılaşacağımda, benı hazırlıklı kılacağını da.
Evet,hatalar insanı olgunlaştırır. Ama sırf olgunlaşmak için bir insanın kalbini kırmak. İşte bu çok bencilce. Ya da öz saygımızı yitirmek. Bu daha kötü.
Gerçek şu ki, her insan, büyümek için hayatı boyunca birkaç günah keçisi feda ediyor ve nedense, günah keçileri aslında hiç hak etmeyen insanlar oluyor.Çok masum,çok içten oluyorlar. Ama bazen yetmiyor. Yetse bile, hatalar önlenemiyor. İstemeden, aynı zamanda önüne geçilemeyecek türden.
İnsanın bir kişiye karşı yaptığı hatalar, kendini olgunlaştırmakla kalmıyor. Hata yapılan, hak etmeyen taraf da büyüyor. Olgunlaşıyor, insanları daha iyi tanımaya başlıyor.Üzüntüleri, güçlendiriyor onu. Bir zaman sonra bakıyor ki,' iyi ki bana bunu yapmış' diyor. Bunu fark ettiğinde, geçmişine bakıp,gülümsüyor. 'Ne günlerdi!' diyor. Sonra, affetmeye başlıyor.
Her insan, affeder. Ne kadar ''Hayatta affetmem!!'' dese de, affeder. Affetmeyecek insan oldugunu düşünmüyorum. Sadece, ''Affetmem'' dediği için affetmeyen insan vardır. İnat uğruna,affetmez. İçinde bir yerlerde onu çoktan affetmiştir. Ama dışarıya bunu göstermemeye çalışır. Hatta bu işi o kadar ciddiye alır ki, henüz affetmeyen bir insandan daha sert, katı düşünceli ve asabi olur. Çünkü o, inat ediyordur. Adının geçmesine bile tahammülü yoktur.Kısacası, rol yapıyordur. Tükürdüğünü yalamak istemiyordur. Ne de olsa, affetmem diye ahkam kesip duruyordu, tükürdüğünü yalar mı hiç!
Hata yapmak, kötü birşey değildir. Önemli olan,hatanın farkına varıp, kendini affettirmektir. Affedilmeyeceğini bilsen de,dürüst olup, yaptığın hatanın arkasında durarak, açık yüreklilikle anlatmaktır.
Bir hata yaptın ve ona söylemeyerek onun kaderiyle oynuyorsun,farkında değilsin. Sen bir hata yaptıysan, hata yaptıgın kişi de bunu bilmeli. Her ne yaptıysan. Onun üzülmesi, hayal kırıklığına ugraması gerekmeseydi, sen de hata yapmazdın. Yaptıgın hata sadece senın değil,onun da kaderinin bir parçası.
Dürüst ol. Çok zor değil. Bir hata yaptın ve söyle. Belki çok büyük bir varlığını, bir kişiyi ya da bir fırsatı kaçıracaksın. Ama bunların olması gerekmeseydi hata yapmazdın. Ya da kaçıracağın bu fırsat ya da her neyse, çok önemseseydin, iç sesini dinlerdin. Hani şu vurdumduymaz olanı değil de, ötekini. Seni uyandırmaya çalışan varya onu işte !
Keşke dediğim 2 hatamda da dürüst oldum. Ne var ne yok herşeyi anlattım. Hata yapılmayı hak etmeyen kişilerdi belki de. Dediğim gibi, bu onların da kaderiydi. Anlattığım için hiç bir zaman pişman olmadım. Gerçek ne ise, zamanı geldiğinde ortaya çıkıyor. O zaman, bir yerlerde senı belkiyor. Ben o zamanı beklemektense, kendim belirlemeyi seçtim. En doğrusunu yaptığımı düşünüyorum. Hatta hayatımda aldığım en mantıklı kararlardan biri bile diyebilirim.
Unutmayın, hata yapabilirsiniz. Dürüst olursanız, hata yaptıgınız kişi bir zaman sonra sadece dürüst oldugunuzu hatırlar. Bazı iyi şeyler, kötü olanların üstünü örtebilir. Bunun için gerekli sadece bir olgu var. Zaman.
Dediğim gibi. Hayatın getirilerini insan olgunlukla karşılayamayıp,hata yapabiliyor.
Şunu da söylemek isterim ki, hatalarımdan hiçbir zaman pişman olmadım. Ben, onlarla ben oldum. Ama bana hata yapanların da hepsini affettim, affediyorum. Onların hatalarıyla da ben, ben oldum. İyi ki hata yapmışım ve bana hata yapmışsınız diyorum.
Hatalarınızdan pişman olmamanız, sizi siz yaptığını farketmeniz dileğiyle.
Gözde / İçimden Gelen Her Şey
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














